Sadakat, verdiği sözün arkasında
durmak, davranışıyla ortaya karakterini koymak; bazı insanların hayattaki en
büyük erdemi olsa gerek.
Space
Jam’i izlediğimde 10 yaşındaydım ve her şey ondan sonra başlamıştı diyoruz, basketbolu
izliyoruz, seviyoruz, sevilmesini istiyoruz. Bazıları profesyonel olarak oynayıp
para kazanıyor. Ekranda veya salonda insanlar onları takip ediyor. Onlar da kimi
insanları eğlendiriyor, çoğu insan da ülkemizde olduğu gibi basketbolu futbol
mantığıyla izlemeye çalıştığı, yüksek ses çıkarıp bağırıp tezahürat yapınca iyi
taraftar olunduğu ve fanatik oldukları için takımları kaybettiğinde üzülüyor.
NBA
ile Avrupa arasındaki en büyük fark bence burada yatıyor. Amerika’da basketbola
eğlence olarak bakıldığı için insanlar gelip maçını izliyor, birasını içip
hotdogunu yiyor, sonra da otoparktan arabasını alıp evine gidiyor mantığı. Bu
mantık olunca maçta en fazla ‘MVP,MVP…’, ‘Beat L.A’, ‘Boston sucks’ veya hakem
kararının tekrarını tepedeki dev ekrandan izleyince en fazla 5 saniye süren
yuhalamalar oluyor. Yapı öylesine bir düzende işliyor ki araya çomak sokmak
istersen, hemen elimine ediliyorsun. Asla bu lige ve onun imajını zarar verecek
bir girişimde, organizasyonda bulunman mümkün olmuyor.
Yapı
böyle olunca ister istemez çarpık psikolojiye sahip bir insanın davranışları
değişiyor. Hemen aklıma gelen ilk örnek Rasheed Wallace Portland’taki
dönemlerinde bir sezonda 41 defa teknik faul aldığı için sırf bu yüzden lig
yönetimi kuralları değiştirdi ve bir sezonda 16 teknik faul alana otomatikman
bir maç men cezası uygulamasını getirdi. Mesela 2004’teki Detroit-Indiana
maçında çıkan kavga lig tarihine büyük bir utanç olarak kaldı ve kalacak da.
Hatırlıyor musunuz bu olaydan sonra çıkan cezaları?
Hemen ertesi gün verilen cezalarda Artest sezonun geri kalanınından(73 normal sezon maçı ve Pacers’ın 13 playoff maçı)[1], Stephe Jackson 30 maçtan, Jermaine O’Neal 15 maçtan, Ben Wallace 6 maçtan men edildi.
Adam
kural budur, işinize gelirse diyor. O olaydan 8 sene geçti, daha onda birine
benzer vakalar bir elin parmaklarını geçmez. Şimdi ise çağımız yeni bir virüs
kazanmaya doğru gidiyor. Adı flopping. Daha önce de bahsetmiştim. David Stern
bu kanser daha fazla yayılmadan önlemini alma peşinde çabalıyor. Kendini yere
bırakan, hakemi aldatıp faul aldırmaya çalışan oyunculara para ve maç cezası
verilebileceği günler yakındır.
Herşey
bir oyuncunun karakterinde bitiyor. İstediğin kadar başarı yakala, MVP ol, zart
zurt ol… Kariyerin bittikten sonra bunların yanında ‘Ama’ ile başlayan cümleler
kurulacaktır. Bir de bunların yanında sessiz sakin, kendi işine konsantre olan,
karakterini hem oyunuyla hem de davranışlarıyla belli eden oyuncular var. Harun
Erdenay, Ray Allen, Eric Gordon, Derrick Rose aklıma gelen ilk isimler ama Tim
Duncan apayrıdır. Kaç oyuncu bir süperyıldız olmasına rağmen göz önünde olmayı,
gezmeyi, eğlenmeyi, medya önünde olmayı pek sevmez? FIBA’nın hakemlerinin
taraflı tutumu ve istikrarsız yorumlarından dolayı başka hangi sporcu bir daha
Milli formayı giymeyeceğini açıklayıp en önemlisi de buna sadık kalmıştır?
Spurs
şimdilerde Duncan’la beraber 5.şampiyonluğuna yürüyor. İşte benim gibi düşünen
insanlar da bu yüzden şampiyon olmalarını istiyor. Aşağıdaki videoda çok ince
detaylar var. 97 Draft’ında birinci sıradan seçilen Duncan’ın doğru bir yapıda
ve doğru insanların etrafında olmasıyla birlikte nasıl BÜYÜK bir oyuncu olduğu
anlatılıyor. Duncan-Popovich ilişkisi nasıl baba-oğul formuna dönüştüğü ve
beraberinde yakaladıkları başarılar gösteriliyor.
Beni en çok etkileyen de Bruce Bowen’ın “Üzerine ilgi çekmeyi sevmezdi, reklam çekimlerine ilgisi veya Hey bana bakın ben Tim Duncan’ım demesi umrunda değildi” demeci ve Spurs GM’i R.C. Buford’ın “Birinci seçim hakkına sahiptik. Pop, Duncan’ın yanına Saint Croix’e[2] gitti. Onla zaman geçirdi 3-4 gün. İlişkileri orada başlamıştı” sözleri oldu. Çok duygusal, saygı duyulası, acayip bir şey…
[1] NBA tarihinde bir oyuncuya verilen en uzun
ceza. Artest’in bir de maaşından 5
milyon dolar kesildi. Tüm ceza alan oyuncular ayrıca toplam 11 milyon dolar
cezaya çarptırıldı.
[2] Saint Croix, Virgin Adaları’nın içinde
bulunduğu ana 3 adadan biri. Duncan’ın doğduğu yer.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder