1 Mayıs 2012 Salı

PLAYOFF ÇILGINLIĞI – 1 (BATI)



Üç kelimeyle "İmreniyorum şu San Antonio’ya". Popovich’in, 2000’lerdeki 3 şampiyonluğunun temelinde savunma vardı. Bu sene şampiyon olursa kesinlikle ve kesinlikle hücum gücüne dayalı bir takım olduklarından dolayı olacaktır. Bir takımın çehresini, stratejisini bu kadar kısa bir zamanda – hele ki bu sıkıştırılmış sezonda – değiştirebilen ve bunu başarıyla uygulayan az koç vardır. 

Bunun yanıda savunmaları da muazzam. Son 20 maçta rakiplerinin yaptığı her 100 hücumda 16 sayı yediler.(OHA!) Utah da normal sezonun bitişinde batıda son playoff sırasını kapmak için acayip mücadele ettiler. Şu an playoff’taki takımlar içinde savunma istatistikleri en kötü olan takım bir taraftan. Sezon içindeki 4 maçın 3ünü Spurs aldı. Kaybettikleri tek maçta da Popovich; Manu,Parker ve Duncan’ı dinlendiriyordu. 

Bu sezon özellikle takımın yaş almasıyla birlikte sık sık ana parçaları dinlendirdi Popvich. Takımın en uzun süre ortalamayla sahada kalan adamı Parker (28.3 dak). Utah’ta çok değerli uzunlar var (Jefferson, Millsap, Favors, Enes) ancak kısa rotasyonu çok dar. Kısaca Devin Harris’in komuta ettiği takımdan hayır gelmez. Zaten bu sene Enes’le beraber draft ettikleri Alec Burks’e daha fazla süre verir oldu Utah koçu Corbin.

İlk maçı evinde Spurs aldı. Taş yağmazsa kafamıza, seriyi de alacak. Özellikle Duncan’ı dinlendirmenin meyvelerini burada alacaklar. Utah evinde gazla bir maç alır ama o kadar.


OKC hakkında bilinen bazı gerçekler var. Koç Scott Brooks oyun çizemiyor, yalnızca 3 oyuncu şut attığı için tahmin edilebilir bir takıma dönüşüyorlar, pick&roll deneyen yok, iç/dış dengesi her akşam tecavüze uğruyor... Spurs'le karşılaşırlarsa elenecekler (Ki Batı finalinde karşılaşırlar diye tahmin ediyorum). Grizzlies'e karşı şansları %50'den fazla değil. Lakers'ı atletik olarak domine etmelerine rağmen olası eşleşmede benim favorim Lakers olur. Ama Dallas'tan çok daha güçlüler.

Sadece üç adam şut atabilir


Dallas Tyson Chandler'ı kaybettiği için ligin en iyi pota altı ikilisine (Bynum&Gasol) karşı hiçbir çareleri olmayacaktı. Lakers'tan kaçıp OKC ile eşleşmek onlar için ideal yoldu zaten. OKC'nin de çok iyi uzunları var ama yalnızca savunmayla ilgilendikleri için Dallas pota altı savunmasını pek zorlayamazlar. 

OKC belki de ligin saf yetenek konusunda en mükemmel takımı. 3 sene üst üste sayı kralı Durantula, yanında atletik PG(!) Westbrook ve oyunu çok geliştiren ligin en iyi 6.adamı Harden ile hücum gücü öldürücü düzeyde. Tek dezavantajları Westbrook’un playoff’larda maç günü yataktan hangi ruh haliyle kalacak olmasının bilinmemesi ve Scott Brooks’un koç olarak acizliği. 

 Bunu da buraya niye koydum bilmiyorum ama yarıldım gülmekten


Dallas ise Cuban sayesinde bu sene başında şampiyon kadrodan belirli oyuncuların gitmesine göz yumdu ve seneye D-Will’in peşinde. Ünvanlarını koruyamayacakları kesin de bu seride birkaç maç alırlarsa iyi. 4-0 alır Thunder diyordum ama Dallas evinde maç alır gibime geliyor. Bu sabah seri 2-0’a geldi bile ama OKC’nin kazandığı ilk maç Durant’in son hücümuyla 1 sayı, ikinci maç da 3 sayıyla galip geldiler.

Cuban, şampiyonluk kupasıyla işerken..



Los Angeles’ın esas takımı sene boyunca bayağı çalkantılı bir dönem geçirdiler. Önce veto yiyen CP3 takası, sonra All-Star sonrası yine Gasol’ün gönderileceği yönündeki takas dedikoduları derken 3.sıradan playoffa girdiler (Geçen sene normal sezonu 2., son iki şampiyon oldukları sezon birinci sırada bitirmişlerdi). Diğer taraftan Denver, takasın son günü Nene’yi gönderip JaVale McGee’yi kadroya alarak napıyor bunlar dedirtti. Denver’da potaaltı denen bir kavram böylelikle yok oldu ve serinin ilk maçında bunu gördük. Zira şöyle bir sorunsaldan daha önce de bahsetmiştim. 
İlk maçta zaten ligin en dominant potaaltına sahip olan Lakers, sildi süpürdü ortalığı. Bu maçta Bynum acayip bir istatistikle triple-double yaptı (10 sayı, 13 ribaunt, 10 BLOK). 10 Blok ile 85’te Mark Eaton ve 90’da Hakeem’in playoff’larda  blok rekoruna ortak olmuş Bynum. Ayrıca ilginç bir nokta da şu: Lakers’lı bir oyuncunun playoff’larda en son yaptığı triple-double 1991’de Jordan’lı Bulls’a karşı Magic Johnson’a aitmiş (16 sayı, 11 ribaunt, 20 asist).Bynum'ın çılgın performansını bir kenara bırakıp takım savunmasından bahsedersek Lakers müdafaa anlayışı iyi olan bir takım. Mike Brown zaten savunma gurusu olarak tanınır. Nuggets'a en ufak hareket alanı vermezler seri boyunca. Savunma rotasyonu o kadar güzel işliyor ki, switch'leri tam olarak anlamak bile mümkün olamayabilir. Zaten daha ilk maçta gördük bu senaryoyu.

Nuggets için en kritik nokta Lakers’a karşı onları top kaybına zorlayıp hızlı hücumlar bulmak ve oyun temposunu artırmak. İkisini de ilk maçta beceremediler. 4-2 Lakers alır diyorum ama bir sonraki tur OKC’ye ne kadar direnirler bilemiyorum. Zira geçen sene Dallas’ın Lakers’a yaşattığı bir süpürme bekliyorum Thunder’dan.


Şimdi gelelim esas bu playoff’ları izleme nedenimiz olan seriye. Öncelikle Memphis… Memphis Batı Konferansı'nın iddialı takımlarından biri. Geçen sene kimse başarılı olmalarını beklemiyorken hırslandılar, and içtiler: "playoff'lara kalana dek sakallarımızı kesmiyoruz!" Ve başardılar; Grizzlies 5 sezon sonra playoff'lara kaldı. Huzurla sakallarını kesen oyuncular önce 1 numaralı seribaşı San Antonio'yu devirecekler, ardından Oklahoma ile yedinci maça dek savaşacaklardı. Konferans Finali'ne çıkamadılar ama herkes heyecan içindeydi: "Yeni bir takım geliyor, önümüzdeki sezonlarda hep zirveye oynayacaklar, şampiyonluğa uzanabilirler..."


Memphis ligin en küçük pazarlarından biri, hatta belki de en küçüğü. Fakat takım şehirle bütünleşince, iyi kadro iyi koçla buluşunca aynı heyecanı bu sezona taşımayı başardılar. Takımın en büyük sayı potansiyeli Zach Randolph. Ligdeki en yetenekli uzunlardan biri olduğunu herkes biliyordu. Fakat Portland Jail-Blazers'ta[1] ve Isiah Thomas'ın New York'unda problem çocuk damgası yedi[2]. Memphis'e geldiğinde klasik bir Chris Wallace dangalaklığıyla karşı karşıya olabileceğimiz konuşuluyordu[3]. Herkes yanılıyormuş, Z-Bo kariyerinde ilk kez takımın parçası olmanın neler ifade ettiğini anladı (10 sene sonra. Geç oldu, güç oldu ama oldu.). Sakatlıktan yeni döndüğü için koç Lionel Hollins takımın ritmini bozmamak adına bench'ten getirmeye karar verdi. Şimdi playoff’ta tekrardan ilk beşteki yerini aldı. Mike Conley, Tony Allen ön alanda rakip kısalara muazzam pres yapıyorlar. (Mike Conley bu sene top çalma kralı). Franchise oyuncu Rudy Gay ve pota altında Z-Randolph ve Marc Gasol. Seneler sonra şahane ve dengeli bir takım oldular.

Gelelim Clippers’a. 2 sene önce draftın 1 numarası olarak aldıkları Griffin 3.senesinde playoff’lara dahil oldu (İlk senenin tamamını sakatlıktan kaçırmıştı). Bu sene de CP3’yi olaylı bir şekilde Hornets’tan çaldıktan sonra artık şampiyonluk şarkıları düşmedi Clippers camiasının dillerinden. Her ne kadar gerizekalı ve ligin en kötü koçu olan Vinny Del Negro’ya sahip olsalar da bir şekilde bir yerlere gelecekleri belliydi. Bu seride iki takımın oyuncuları, kimyası, takımların saha ambiyansları o kadar süper ki bu zevkin içine eden tek şey Clippers’ın koçu bence. Bu zat-ı muhterem iki sezon Bulls'un koçluğunu yaptı ve takımın galibiyet yüzdesi %50'nin üstüne çıkmadı. Bulls del Negro'yu kovduktan sonra Tom Thibodeau'yla anlaştı ve aynı sezon ligin zirvesini ele geçirdiler: 62 galibiyet, 20 mağlubiyet. Bulls taraftarı hala dalga geçer.


Genç yeteneklerin top sektirdiği takımları yok etmek, üstlerine kâbus gibi çökmek için Clippers’a gitti. Rose'un ardından Blake Griffin'i gözüne kestirdi. Clippers camiası kurulduğu günden bu yana dangalakça hamleler[4] yapmasıyla meşhurdur. Tabii ki Vinny del Negro fırsatını kaçırmadılar. Griffin fırtınasına ve değerli genç yeteneklere (DeAndre Jordan, Eric Gordon...) rağmen play-off'ları kaçırdılar. İkinci sezon öncesi muhteşem bir takas yaptılar ve ellerine tam da aradıkları tipte bir süper yıldız geçti: Chris Paul.

Herkes Chris Paul'ün Blake Griffin ve DeAndre Jordan gibi iki muhteşem atletle binlerce alley-oop yapacağını söylüyordu. Ama daha da önemlisi Paul, del Negro'ya rağmen doğru basketbol oynayabilir ve takımı peşinden sürükleyebilirdi. Sezona fena başlamadılar. Hatta Lakers'ın önüne geçtiler ama yalnızca alley-oop yaptıkları için tüm takımlar kısa süre içinde önlemlerini aldı. Billups sakatlanınca guard pozisyonlarında da büyük bir boşluk oluştu. Takas döneminde orayı Nick Young’la doldurdular ama malum Wizards’ın prblem parçalarından biriydi o da . Artık Chris Paul'un yaratıcılığı dışında hücumu şekillendirecek hiçbir stratejileri kalmamıştı. Buna rağmen playoff’a 5.sıradan girdiler. 

İlk maç efsaneler arasında yer alacak lezizlikteydi. Memphis kendi sahasında 27 sayıdan maçı Clippers’a verdi. Ağzım yüzüm adrenalin doldu maçı sonradan seyrederken. Son zamanlarda 2009 Boston-Chicago ilk tur 7.maça uzayan seriden sonra ilk kez beni bu kadar heyecanlandıran bir seriyle karşı karşıyayız. Tahmini zor, keyfini sürelim yeter… 

[1]Jail Blazers: Zach Randolph yaşı tutmazken içki içtiği için yakalandı. Rasheed ve Damon Stoudamire ot içerken yakalandılar (1 sene sonra Stoudamire 30 gram otla yakalandığında tutuklanacaktı.). Ruben Patterson eşini dövdüğü için hapse atıldı. Qyintel Woods ot içip ehliyetsiz araba kullanırken hız sınırını aştı ve yakalandı. Daha sonra Qyentel Woods, Amerika'da yasak olan köpek dövüşleri düzenlediği için tutuklanacaktı. Randolph Patterson'ın suratına yumruk atıp kemiklerini kırdı. Tüm bunların arasında Rasheed Wallace bir sezonda en fazla teknik faul alan basketbolcu oldu (41) ve bu yüzden lig yönetimi kuralları değiştirdi. Artık 1 sezonda 16 teknik faul alan oyunculara otomatik maç cezası veriliyor ve oyuncunun daha sonra alacağı her 2 teknik faulde maçtan men kararı veriliyor (Bir sonraki sezon fauller sıfırlanıyor tabii.).

[2] Gerçi o zamanki Knicks'te GM'den oyun kurucuya dek pek çok insan taciz davalarında sanık oldu. Men in Black'teki gibi hafıza silen bir nöralizör icad edilirse New York taraftarları mağazalara akın edecek ve 2000'leri unutacaklar.

[3] Chris Wallace. Pau Gasol'u yok yere gönderen, 2.sıradan Hasheem Thabeet'i seçip yeni Mutombo'yu bulduğunu iddia eden genel menajer.

[4] Clippers'ın sahibi (Sterling) zaten acayip vukuatlarıyla ünlü bir adam. Bir keresinde takımın nasıl gittiğini soran gazetecilere "bizim kara çocuklar hopluyor zıplıyor" demiş, ırkçı olduğu iddia edilmişti. Aslında ırkçı değil, sadece aklı gidip geliyor. Clippers camiasında aklı tam kapasiteyle çalışan insan sayısı az zaten. NBA'de sezonu kötü geçiren takımlar, sonraki senelerde önemli draft hakları kazandıkları için her takım 10 sene içinde başarıyı yakalar. Peki Clippers play-off'larda en son ne zaman ikinci tura yükselebilmiş? 1976. Good boy!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder