31 Mayıs 2012 Perşembe

Reverans


Sadakat, verdiği sözün arkasında durmak, davranışıyla ortaya karakterini koymak; bazı insanların hayattaki en büyük erdemi olsa gerek. 

Space Jam’i izlediğimde 10 yaşındaydım ve her şey ondan sonra başlamıştı diyoruz, basketbolu izliyoruz, seviyoruz, sevilmesini istiyoruz. Bazıları profesyonel olarak oynayıp para kazanıyor. Ekranda veya salonda insanlar onları takip ediyor. Onlar da kimi insanları eğlendiriyor, çoğu insan da ülkemizde olduğu gibi basketbolu futbol mantığıyla izlemeye çalıştığı, yüksek ses çıkarıp bağırıp tezahürat yapınca iyi taraftar olunduğu ve fanatik oldukları için takımları kaybettiğinde üzülüyor. 

  
NBA ile Avrupa arasındaki en büyük fark bence burada yatıyor. Amerika’da basketbola eğlence olarak bakıldığı için insanlar gelip maçını izliyor, birasını içip hotdogunu yiyor, sonra da otoparktan arabasını alıp evine gidiyor mantığı. Bu mantık olunca maçta en fazla ‘MVP,MVP…’, ‘Beat L.A’, ‘Boston sucks’ veya hakem kararının tekrarını tepedeki dev ekrandan izleyince en fazla 5 saniye süren yuhalamalar oluyor. Yapı öylesine bir düzende işliyor ki araya çomak sokmak istersen, hemen elimine ediliyorsun. Asla bu lige ve onun imajını zarar verecek bir girişimde, organizasyonda bulunman mümkün olmuyor. 

Yapı böyle olunca ister istemez çarpık psikolojiye sahip bir insanın davranışları değişiyor. Hemen aklıma gelen ilk örnek Rasheed Wallace Portland’taki dönemlerinde bir sezonda 41 defa teknik faul aldığı için sırf bu yüzden lig yönetimi kuralları değiştirdi ve bir sezonda 16 teknik faul alana otomatikman bir maç men cezası uygulamasını getirdi. Mesela 2004’teki Detroit-Indiana maçında çıkan kavga lig tarihine büyük bir utanç olarak kaldı ve kalacak da. Hatırlıyor musunuz bu olaydan sonra çıkan cezaları?

  

Hemen ertesi gün verilen cezalarda Artest sezonun geri kalanınından(73 normal sezon maçı ve Pacers’ın 13 playoff maçı)[1],  Stephe Jackson 30 maçtan, Jermaine O’Neal 15 maçtan, Ben Wallace 6 maçtan men edildi.
Adam kural budur, işinize gelirse diyor. O olaydan 8 sene geçti, daha onda birine benzer vakalar bir elin parmaklarını geçmez. Şimdi ise çağımız yeni bir virüs kazanmaya doğru gidiyor. Adı flopping. Daha önce de bahsetmiştim. David Stern bu kanser daha fazla yayılmadan önlemini alma peşinde çabalıyor. Kendini yere bırakan, hakemi aldatıp faul aldırmaya çalışan oyunculara para ve maç cezası verilebileceği günler yakındır. 

Herşey bir oyuncunun karakterinde bitiyor. İstediğin kadar başarı yakala, MVP ol, zart zurt ol… Kariyerin bittikten sonra bunların yanında ‘Ama’ ile başlayan cümleler kurulacaktır. Bir de bunların yanında sessiz sakin, kendi işine konsantre olan, karakterini hem oyunuyla hem de davranışlarıyla belli eden oyuncular var. Harun Erdenay, Ray Allen, Eric Gordon, Derrick Rose aklıma gelen ilk isimler ama Tim Duncan apayrıdır. Kaç oyuncu bir süperyıldız olmasına rağmen göz önünde olmayı, gezmeyi, eğlenmeyi, medya önünde olmayı pek sevmez? FIBA’nın hakemlerinin taraflı tutumu ve istikrarsız yorumlarından dolayı başka hangi sporcu bir daha Milli formayı giymeyeceğini açıklayıp en önemlisi de buna sadık kalmıştır?


Spurs şimdilerde Duncan’la beraber 5.şampiyonluğuna yürüyor. İşte benim gibi düşünen insanlar da bu yüzden şampiyon olmalarını istiyor. Aşağıdaki videoda çok ince detaylar var. 97 Draft’ında birinci sıradan seçilen Duncan’ın doğru bir yapıda ve doğru insanların etrafında olmasıyla birlikte nasıl BÜYÜK bir oyuncu olduğu anlatılıyor. Duncan-Popovich ilişkisi nasıl baba-oğul formuna dönüştüğü ve beraberinde yakaladıkları başarılar gösteriliyor.


Beni en çok etkileyen de Bruce Bowen’ın “Üzerine ilgi çekmeyi sevmezdi, reklam çekimlerine ilgisi veya Hey bana bakın ben Tim Duncan’ım demesi umrunda değildi” demeci ve Spurs GM’i R.C. Buford’ın “Birinci seçim hakkına sahiptik. Pop, Duncan’ın yanına Saint Croix’e[2] gitti. Onla zaman geçirdi 3-4 gün. İlişkileri orada başlamıştı” sözleri oldu. Çok duygusal, saygı duyulası, acayip bir şey…

[1] NBA tarihinde bir oyuncuya verilen en uzun ceza. Artest’in  bir de maaşından 5 milyon dolar kesildi. Tüm ceza alan oyuncular ayrıca toplam 11 milyon dolar cezaya çarptırıldı.

[2] Saint Croix, Virgin Adaları’nın içinde bulunduğu ana 3 adadan biri. Duncan’ın doğduğu yer.

27 Mayıs 2012 Pazar

Hacı Cavcav


Oklahoma City Thunder’in gün geçtikçe büyüyen ve bu sene en iyi 6.adam ödülünü alan oyuncusu James Harden, Cübbeli Ahmet Hoca’ya taş çıkartan ilginç sakal stiliyle de bizi bizden alıyor. Bu sene %49 saha içi isabetiyle 16.8 sayı, 4.1 ribaunt, 3.7 asist ve maç başına 1.8 üçlük ortalamalarıyla belki bir süperstar istatistikleri ile değil ama gayet verimli oynadı. 

İmajı ve bıraktığı sakalıyla da herkesin ilgi odağı olan Harden’ın sakalı için açılan twitter hesabının 6000 takipçisi, facebook sayfasının ise 5580 beğeneni var. Maroon 5’ın Move Like Jagger parçasından esinlenerek yapılan ‘Beard Like Harden’ videosu da 179.000 kez izlenirken, bounce.com sitesinde ‘Harden’ın Evrimi’ adlı şahane bir karikatür yapılmış:


Harden’ın şu an 3.senesini doldurduğu ligde, 10 sene içinde Mr.T’ye dönüşeceğini belirtiyor site.
Bir başka beğenerek takip ettiğim sağlam bloglardan olan  TBJ, sakalsız bir James Harden fotosunun olduğu bir post yayınladı. Bu zaten başlı başına bir "vaka", fakat ben başka bir yerden gireceğim.


Postun ilk cümlesi şöyle başlıyor: "İşte Harden'ın annesinin görmek istediği". Meğer daha önce, Harden'ın annesi, "oğluşum keşke sakallarını kesse" demiş:)) Teyze haksız da sayılmaz. Anneler açısından bu istek çok mantıklı. Oğlunun surata baksa, kadın öpecek yer bulamaz muhtemelen. Takım arkadaşlarıyla geçen gün doğumgününü kutlarken de aklı evvelin biri şöyle bir pasta yaptırmış Harden için: Ürkünç! 


Lafı geçmişken ayrıca Harden büyük oyuncu olma yolunda. Solak olması, içeriyi delici bir oyuncu olması ve pas yeteneğinin de takımın point-gardından daha iyi olması sebebiyle oyun stili olarak Manu Ginobili’ye benzetiliyor. Hatta Batı Konferansı finalleri serisine girdiğimiz bu günlerde enfes bir Harden-Ginobili videosu hazırlamışlar. Hık demiş birbirlerinden düşmüşler:

Kinder Bologna’dan beri hayranlıkla izlediğimiz Ginobili, 3-5 sene sonra basketbolu bıraktığı zaman Harden’ı izlerken hep kendisini anacağız. Sakalları da kesse keşke 10 numero olacak.  Oyunu Ginobili’yi, sakalı da Family Guy dizisini izleyenler bilir: Peter’ı anımsatıyor bana. Bir bölümünde sakalında kuş besliyordu Peter. Harden’ın sakalında da illaki birşeyler vardır sanırsam…


Sıkıntı var


Yavaş yavaş sezonun sonuna geliyoruz. Er meydanı veya oğlanlar bir yana adamlar bir yana dediğimiz playoff mücadelelerinde Konferans finallerine kadar geldik. Kan, ter, hırs, yürek had safhaya gelmiş vaziyette. Elde kalan 4 takımdan herkes biliyor ki 3’ü şampiyonluğa uzanabilir: Miami, Oklahoma, San Antonio. Boston içinse ‘Never underestimate the heart of a champion’ aforizmasının etki edeceğini kimse zannetmiyordur herhalde. Mantığım ve gönlüm San Antonio diyor ama Miami bu sefer olacak sanki. Bir de bunların yanında OKC var. 

Mükemmel bir yetenek topluluğu var ancak düzen, intizam, sistem gibi kavramlara uzak oldukları için bu sene de ya Spurs’e ya da finalde Miami’ye elenirler gibime geliyor. Bir kere balık baştan kokar misali Scott Brooks, o takımın koçu olarak durursa ileriki senelerde de şampiyonluk işi yaş. Point-guard’dan bozma shooting-guard’dan doğma Westbrook, ligin en iyi skoreri Durantula, potaaltında Ibaka ve Perkins ve kenardan gelen en iyi 6.adam Harden mükemmel bir çekirdek. Üstelik takımın lideri henüz 23 yaşında olduğunu duyduğunuz an “Thunder Dynasty”nin oluşmaması için hiçbir neden yok gibi duruyor. Ama iş sözde olmuyor maalesef. 2 sene önce ilk turda Lakers’a ecel terleri döktürüp elenen, geçen sene ise şampiyona konferans finalinde elerek ‘Geliyoruz’ mesajını veren takım ha seneye ha öbür seneye dedikçe yaş alır gider. Bir de bakmışız çekirdek 30’lara merdiven dayamış, elde var sıfır… 


Olayı basketbol penceresinden baktığımızda durum bu. Bir de işin şekil şemal kısmı var. “Kafayı yiyor bu adam ne alaka?” diyebilirsiniz ama çok net bir sorum var: Bu formalarla mı şampiyon olacak bu takım? Bakın her zamankinin aksine burada öznellik pek yok. Şu formalarla şampiyon olsalar ne olur, olmasalar ne olur? Yani normalde olacağının aksine, şu formanın kötülüğüyle alakalı oybirliğine varılabilir. Şampiyon olan/olacak bir takımın forması bu kadar iğreti olmamalı. En son kafayı taktığım önceki senelerdeki Spurs formasıydı. Formanın yakasıyla bir oyuncu terini sildiği vakit bir daha eski halini almıyordu ve atlet görünümündeydi. Neyse ki sonra değiştirdiler.


Thunder organizasyonu da aslında yeni kurulmuş bir yapı. Kökeni Seattle Supersonics’e dayanıyor. Yönetim, takımı 2008-09 sezonunda Oklahoma City’ye taşıdı. Hatta bayağı olaylı oldu bu taşıma süreci çünkü sözleşmeye göre takım 2010 sezonuna kadar Seattle’daki salonda(KeyArena) maçlarını oynayacaktı. Seattle şehri takımı dava etti derken takım, ismini de değiştirerek Oklahoma City Thunder oldu ve Supersonics tarihe karıştı. İşte o ara idare etsin diye mi alelacele bu formayı yaptılar bilemiyorum. Normalde bir NBA forması için raf ömrü 3 sezondur. Bence bu süre kısa ancak burada acil bir durum var. Yani sıkıntı büyük! Bir de utanmadan tanıtımını yapmışlardı zamanında.

26 Mayıs 2012 Cumartesi

Nereden nereye

                                                      

Efenim NBA takip eden güruhun illaki favori bir adamı vardır. İzledikçe size keyif veren, hep kazanmasını istediğiniz bir oyuncu olur bu. Yıllar geçiyor, jenerasyon değişiyor, benim adamım değişmedi ve değişmeyecek. Herkes bir yana, T-Mac bir yana… Basketçi olsam idolum olurdu kendileri. Öyle ki New York’taki NBA Store’a ilk girdiğimde “Allahını seven beni tutmasın. T-Mac’in forması nerede?” nidalarıyla raflara koşarak bayıldım 52 doları.  
 
Herneyse şuraya geliyorum. Şu an Atlanta’da ‘olsa da olur, olmasa da’ rolünde bench’ten katkı vermeye çabalayan bu güzide insanı Çin’de bir bira markasının reklamında görünce içim cız etti. Sen ki 7 kez All-Star ol, 2003 ve 2004’te sayı kralı ol, T-Mac mi Kobe mi tartışmaları seviyesine gel sonra da sıradan bir takımda sıradan bir adam ol. Özellikle 2006-07 sezonunda ve sonrasında yaşadığı sırt, omuz ve diz sakatlıkları kariyerinin bitirdi. 2008’de hem sol diz hem de sol omzundan atroskopik ameliyatı geçirince bir daha geri dönemedi.[1] Kariyerini daha playoff’larda ilk turun ötesini görememiş bir süperstar olarak bitirecekken, 2008-09’da Houston ilk turda Portland’ı eliyor ve McGrady de tüm sezonu olduğu gibi seriyi de benchte takım elbiseli olarak takip ediyordu. Herşey nasip, kısmet, mukadderat tabii. Ancak sakatlık kabuslarını yaşamasa belki de çoktan şampiyonluk yüzüğünü elde etmişti (Halamın da bilmem nesi olsa diyebilirsiniz tabii).




[1] http://sports.espn.go.com/nba/news/story?id=3384799


25 Mayıs 2012 Cuma

We wuz robbed


Smaç yarışmalarının heyecanı çok büyük bir oranda yakın geçmişte izlenilen yarışmalarla kıyaslanarak değerlendirilir. O sene harika bir smaç izlediğinde hemen ‘gelmiş geçmiş en büyük birkaç smaçtan biri’ etiketi yapıştırılır. Bundan iyisini bir daha göremeyiz gibi bir anlayış oluşur. 2006’da Andre Iguodala bu anlayışı değiştirdi ve yıllar sonra bile unutulmayacak diyeceğim ama gerçekten de öyle bir performans sergiledi. Onu bunu bilmiyorum ama tarihin gelmiş geçmiş en büyük haksızlığı da bu smaç yarışmasında yaşandı. Iguodala’nın sergilediği inanlımaz performansın önünde seçilen şebek Nate Robinson o sene ödülü aldı. Daha doğrusu o almadı Kenny Smith verdi.
TNT’de Inside The NBA programının yorumcusu olan Smith, o sene nedeni meçhul bir şekilde smaç yarışmasının jürisindeydi. Hangi akla hizmet orada bulunan Smith, ekstra birer smaç daha görebilmek için verdiği puanı değiştirmiş ve Nate ‘the şebek’ Robinson da kırk kere deneyip nihayete erdirebildiği smacıyla şampiyon ilan edilmişti. Zaten ondan sonra smaç denemelerine limit koydular ve her oyuncuya smacı gerçekleştirmek için 2 dakika verdiler.

Jüriye genelde Hall of Fame olmuş isimleri koyarlardı. Az önce izlediğiniz görüntüdeki gibi Charles Barkley de kamera Kenny Smith’e gelince “Hall of Fame olamayan” diye belirtti.

Herneyse, Iguodala’nın özellikle iki hareketi hafızalardan silinmeyecek. Charles Barkley’e dikkat:

Smacın güzelliğini bir an için kenara koyalım ve Barkley’nin dellendiği noktayı açıklayalım:
Iggy smacı ilk denemesinde yapamayınca, kamera saha kenarındaki izleyenlere bir anlığına dönüyor. Ve karşımızda Tyron Lue ile beraber oturan kırmızı ceketli Damon Jones… Iggy topu havaya atıp sektikten sonra yakalayarak havada kendi çevresi etrafında 360 derece döndürerek smacı vuruyor ama Barkley’nin kafa hala Jones’un ceketinde. Defalarca yalvarıp yakarmasına rağmen reji ne yazık ki bir daha o görüntü kirliliğini göstermiyor:))

Iggy ardından Iverson’ın pasıyla tarihin en yaratıcı alley-oop’larından birine imza atıyor.

Dikkatinizi çekerim daha sonra buna benzer şeyler denendi ama böyle bir smaç o seneye kadar ilk defa görülmüştü. Yani bu smacın mucidi Iguodala’dır. Televizyondan o an canlı izlediğimde akıl tutulması yaşattı. Kendime gelmem biraz zaman aldı ama gelin görün ki yarışmayı kazanamadı. Sonuçlar açıklandığında Iverson’ın “WE WUZ ROBBED” demesi, gecenin özetiydi sanırım.Sonuçta oyun içinde de şöyle şeyler yapan bir adamdan bahsediyoruz:

Amar’e “An”ı

Amare Stoudamire kısa bir an New York’ta büyük bir yapının ortasındaydı. Şu an hala orada, ancak o ‘an’ artık  kayboldu.  


NBA’in geçen sene tasarladığı Encouragement Promo[1]’larında kendisine yer verenler muhtemelen şu an pişmandırlar.  Çünkü geçen sene Phoenix’ten serbest kalan Amare (ki Suns hiçbir şey alamadan onu free-agent piyasına sundu ve böylece Phoenix Suns devri kapanmış oldu bir süreliğine) New York’la yaptığı 5 yıllığına 100 milyon $’ın karşılığını hiç veremedi. Bu sezon 2.senesini devirdi Knicks’le ancak bu yapının daha ileri gidemeyeceği aşikar. O da tıpkı NBA’de ‘oyunkurucusuz bir hiç’ olan uzunlardan olduğunu kanıtladı. Mesela bunun aksi örneğini Minnesota’dayken Kevin Garnett veya yıllardır izlediğimiz Duncan’la verebiliriz.

Suns’da Nash’in bırakın uzunu, ölüyü bile diriltecek viagravari bir yeteneğe sahip oluşunun nimetlerinden faydalandı Amare. Yıllar boyu Nash’le oluşturdukları takım çekirdeği bir türlü uzanıp uzanıp kıyısına geldikleri NBA finallerine erişemedi ve Suns takımı dağıtarak çökme devrine girdi.[2]  

Amare de o meşhur 2010 free agent piyasında New York’un Lebron,Wade, Bosh, Nowitzki hamleleri olmayıca soluğu Knicks’te aldı(Joe Johnson’ı bile alamadılar o derece). Taraftarlar, alabildikleri tek yıldıza(?) aşkla meşkle bağlandı. Tabi hemen ardından All-Star arasından sonra Carmelo geldiğinde New York’ta mehdi ilan edildiği için Amare dış kapının mandalı oldu. Aklı başında her basketbol izleyicisi Knicks’in çok değerli parçalara sahip olduğunu ancak bu yapıyla hiçbir yere varamayacaklarını düşünmüştü (Goygoycu NewYorker’lar hariç). Amare kariyeri boyunca Nash’le pick&roll oynamış, run&gun[3] sistemiyle verimli olmuştu. Bu sayede Amare kariyeri boyunca hareketliyken topu alıp potaya yöneldi. Yani post oyunu nedir bilmez. 

Acayip atletik yeteneklere sahiptir ve patlayıcılığıyla göze girmiştir. Ancak madalyonun öteki tarafında savunmanın s’sini bilmez. Fantastik özelliklerine rağmen açık söylüyorum alan paylaşımına kafası basmaz. Blok yapabilmek için pota altını boş bırakır (JaVale McGee kafası). İyice suyunu çıkardın diyeceksiniz ama bizim evde Stoudamire’den daha iyi savunma yapabilen 12 tane nesne sayabilirim: Televizyon kumandası, düdüklü tencere, ayakkabı çekeceği… Amare sahadayken Knicks 104,6 sayı, kenardayken 96,9 sayı yedi bu sezon. Yılın savunmacısı ödülünü alan Chandler, dinlenirken veya faul problemine girdiği vakitleri saymıyorum bile. Zaten Tyson Chandler’da bu sene ödülünü alırken şakayla karışık lafı soktu:

“First of all, i’d like to thank my teammates. Because without their poor defense and letting their men fly by them, my defensive talent wouldn’t have been recognized.”
“Öncelikle takım arkadaşlarımı kutlarım. Çünkü onların kötü savunması ve rakiplerinin yanlarından geçmelerine izin vermeleri  olmasaydı, savunma yeteneğim asla farkedilmeyecekti”  asdasdfasdfasfa
Tüm NBA’de pick&roll savunmasını terimini bilmeyen tek adam Amare diyebiliriz. Aşağıdaki videoda önce box out özürlü olduğunu fark edecek, ardından Parker ve Duncan’ın pick&roll’ünde ne hallere düştüğünü göreceksiniz:

Bu bir defaya mahsus bir görüntü değil. İnanın bana Amare’yi biraz dikkatli seyredersek bunu sıkça yaptığını görürüz. Bütün bunlar bir yana bu sene Miami serisinde 2.maçta yaptığı gerzeklik, kariyeri boyunca üzerinde koyu bir leke olarak kalacak. Kaybettikleri ve seride 2-0 geriye düştükleri maçın sonrasında soyunma odasına giderken koridorlardaki bir yangın söndürücüsünün camına yumruğu gömçürüyor ve olanlar oluyor. Haliylen 3.maçı kaçırıyor ve Amerikan medyasının dalga konusu oluyor.

Olayla alakasız manyağın teki Indiana vs Orlando maçında Amway Center(Magic'in evi) koridorlarındaki yangın söndürücülerin üzerine bir şerit çekmiş: Lütfen vurmayın


Gazeteler Amare’yi aptal ilan etmenin ötesine geçti. Knicks taraftarları nefretle doldu ve internet geyikleri tavan yaptı. Seneye ne olacağı meçhul. Yavaş tempo ve izolasyonlarla etkili olan Carmelo, run&gun’ın çocuğu Amare ile beraber oynamakta güçlük çekiyor. Fakat takas seçeneği mümkün gözükmüyor çünkü Amare’nin kalan 3 sene için 60 milyon $’lık kontratını kimse üstlenmez. 


Genç yaşında babasını kaybetmesi, annesinin hapiseneye girip çıkması yetmiyormuş gibi bir de bu sezon ortasında kardeşini kaybetmesi (bu ölümden sonra gözününaltına gözyaşı dövmesi yaptırdı) artık mental olarak da dağıldığının göstergesi oldu. Carmelo’yla Amare imkansız denklem gibi duruyor. Ki nitekim D’Antoni geçen sene All-Star arasından sonra aldıkları Carmelo’yu aslında istemediğini bu sene Knicks’ten kovulurken verdiği demecinde belirtti. D-Will’i kadroya katmayı daha mantıklı görmüş ancak Carmelo’da tercih kılmıştı New York. Adam sorunu teşhis etmişti aslında: Amare ancak yanında bir Nash veya D-Will demiyorum vasatın üstü bir oyun kurucuyla yetenekleri açığa çıkıyor. Bu da onu overrated yapıyor. En azından benim gözümde…




[1] Bu promolar birer şaheserdir. Amare dışında Nash, CP3 ve Durant ile çekildi. Hepsi bir yana ama en bayıldığım Curry’ninkiydi. Spoiler: Curry’nin yanındaki adam bir zamanların keskin şutörlerinden babası Dell Curry. http://www.youtube.com/watch?v=wg43SKN0keY


[2] Çoğu takım ellerindeki yapının, kurguladıkları hedefe ulaşamayacaklarını acı gerçeklerle öğrendikleri vakit, takımı yavaş yavaş dağıtıp yüklü kontratlardan kurtularak drafttan seçecekleri oyuncularla yeniden yapılanma sürecine giderler. Çünkü takımın artık ne uzayıp ne kısaldığını görmektense ve her sene playoff mücadelesi veren veya playoff ilk turunda elenen bir takım olmaktansa bu süreci seçerler. (Çoğu takım dedim çünkü New York, Atlanta  gibilerinde yıllardır böyle bir mentalite yoktur)

[3] Run&gun sistemi, hızlıca rakip sahaya gidip ilk 14 saniyede şut atmak üzerine dayalı bir sistemdir. Bu anlayışı uygulayan koçlar Mike D’Antoni (Suns&Knicks), Don Nelson(Dallas, Warriors)…

18 Mayıs 2012 Cuma

SPURS are BIG


İnsan San Antonio Spurs organizasyonuna yıllar geçtikçe daha bir gıptayla bakıyor.[1] Bu sene inanılmaz bir hücum takımına dönüştüler. Anlaşılan geçen seneki Memphis hezimetinden çok büyük dersler çıkarmış Popovich. Spurs hücumlarını durdurmak neredeyse imkansız (Şu an ligde açık ara en iyi ve en keskin hücum eden takımdan bahsediyorum). Nitekim bu sayede ligin “NBA is BIG” yeni reklam jeneriklerine konu oldular.

Basketbol seven her insan şu aralar Spurs maçlarını izlesin, orgazm olsun ve sigaraya yeniden başlasın. Her pas kusursuz, her oyuncu doğru yer ve zamanda topla buluşuyor, alan paylaşımı muhteşem, topun çizdiği rota insanı büyülüyor. 

Şurada Spurs’ün mutheşem hücumlarından sadece birkaçını koymuş blogger. Bir yazarın hazırladığı aşağıdaki tablolarla Motion Offense Weak’e bakıp, standart Spurs hücum setlerinde kaç ihtimal olduğunu görelim:

MOTION WEAK
Kesikli çizgiler pası, sürekli çizgiler oyuncunun hareketini gösteriyor.
1

Tony Parker(TP), topu sağdaki kanat oyuncusuna(2/3) verip, pota altına cut yapıyor. Kanat oyuncusu da rakip savunmaya göre ya alçak postta Tim Duncan’a(TD) indiriyor ya da tekrar Parker’a ulaştırıyor. Bu arada uzun oyunculardan biri(4/5) tepede üçlük çizgisinin orada. Muhtemelen rakip oyuncuya kendiyle beraber dışarı çekmiş. Bu durumda pota altında tek kalan Duncan ya potaya yüklenir ya kanat oyuncularına topu geri verir ya da içeri kateden Parker’a turnike attırabilir.

Diyelim ki rakip savunma, basket yemeyecek kadar zeki. Set devam ediyor. İşler biraz karışacak ama telaş yok. Gibi-cibi marka kremimiz devreye giriyor.

2

Parker’ı son bıraktığımızda pota altındaydı. Kaptırıp gitmeye devam ediyor(sola doğru). Bu sırada sol taraftaki diğer kanat oyuncusu(2/3) pota altına gidip Parker için perde yapıyor. Duncan’ı parkenin sol tarafına gelip pozisyon alıyor. Top en son sağdaki 2/3’ün elindeydi. Burdan tepeki uzuna(4/5) pası veriyor. O da sol tarafa geçen Parker’a veriyor(Uşak bahçıvana, bahçıvan şoföre sonra hepsi Parker’a hesabı). 4/5 pası verdikten sonra boyalı alana hareketleniyor(soldaki kanat oyuncusunun eski pozisyonuna gelmesi için perde yapacak).

Yani kanat oyuncularından biri(soldaki) Parker için perde yapıyor(ve tepedeki uzunun perdesiyle eski pozisyonuna gidiyor), diğeri de(sağdaki) tepedeki uzuna pas vererek topu sola yönlendiriyor. Her perdede rakip savunma adam değiştirmek zorunda kalabilir ve Duncan’a mismatch ihtimali doğabilir. Sonra zaten geçmiş olsun.    

3

 Şimdi top yeniden Parker’da. 3 ihtimal var :
1-Duncan’a verebilir
2-Soldakikanat oyuncusuna verebilir(Tabi kanat oyuncusu da orta mesafe şut atar veya potaya gider)
3-Duncan’la pick&roll oynayabilir(Sağdaki resim. Duncan perdeye gelir, 2/3 de Parker’a alan açmak için savunmacısıyla beraber üçlük çizgisinin dışına çıkar).

4
Bundan sonrası ‘Basketbol 101’. Artık bilinen pick&roll’ü istedikleri gibi uygulayabilirler(Parker ve Duncan). Parker’ın savunmacısı Duncan’ın perdesine takılacağı için TP’nin önü açılınca topu herhangi bir oyuncuyla da buluşturabilir.

Bunu böyle anlatınca kolay tabi. Yukarıda linkini verdiğim yerde olan videolardan izleyiniz. Spurs’ün hücumları gerçekten BIG.

[1]  Sports Illustrated'tan Chris Ballard, Spurs'ün son 15 sezonunu ve Duncan-Popovich ilişkisini "21 Shades of Gray" adı altına nefis bir makale ile analiz etmiş  | http://sportsillustrated.cnn.com/vault/article/magazine/MAG1198491/index.htm

GERİDÖNÜŞLERİN KRALLARI


NBA’in vintage kısmına bayılıyorum. Özellikle tıfılken gecenin bir körü kalkıp veya üniversite zamanı sabahlayıp manyak gibi maç izlediğim zamanlarda ileride NBA jeneriklerine konu olan epik maçlara kanlı canlı şahit olmak güzel bir hatıra olmuştur benim için. Kiminin maç kayıtlarını zamanında indirip halen arasıra baktığım oluyor. Şimdi arkanıza yaslanın ve belki sizlerin de izlerken hatırlayacağınız en efsanevi geridönüşleri sıralayalım (Baştan söyliyim Top 10 listesi değildir bu. Arşivi kurcalarken kendime göre en iyilerini seçmeye çalıştım).

1 – T-Mac’in 35 saniyede 13 sayısı (Tarih: 12 Aralık 2004)


Aslanım benim! Bir daha senin gibi birini izler mi bu gözlerim? (T-Mac sempatizanlığım kabardı)

2 – Geçen sene Playoff ilk turunda Portland evinde 23 sayı geriden gelip Dallas’ı yendi. Seri 2-2 olmuştu böylece ancak Dallas sonraki 2 maçı da alıp seriyi kazandı ve geçen sene şampiyonluğa yürürken belki de en çok zorlandığı viraj Portland oldu. (23 Nisan 2011)


3 – 1995 Indiana – New York serisi. Ben buna yetişemedim ama maç efsaneler arasında olduğundan sonradan izledim.  Reggie babadan 9 saniyede 8 sayı! Boooom Baby. Yeri gelmişken ‘Winning Time’ adlı belgeselin ana konusudur bu . Hala izlemeyen varsa yıkılsın karşımdan(?)


4 – Tarih 9 Kasım 2010. Millsap daha önce 20’de 2’yle attığı üçlüklerden Heat maçına ardarda 3 tane sokuyor. Maçı 46 sayıyla tamamlıyor. Utah maçı 19 sayı geriden gelip kazanıyor ama sezon devamında Jerry Sloan’la yollar ayırlıyor. Bu maçı unutamıyorum çünkü o sene süpersonik kadroya kavuşan Miami’ye soğuk duş etkisi yaratan bir performans olmuştu. 


5 -2008 NBA Finalleri 4.maçı. Canlı izlediğimde ayrı bir adrenalin salgıladı bünyem. Bir Laker-hater olduğum için Boston’ın kazanmasını çok istiyordum. Nitekim Lakers’ı eleyip şampiyon da oldular. Final serisinin 4.maçında 24 sayı geriden gelerek maçı almıştı Boston. 

 6 – 21 Şubat 2010. Yine sahnede Utah var. 25 sayı geriden gelerek uzatmada maçı alıyorlar. D-Will 18 sayı, 7 ribaunt, 12 asist...


7 – Şu maçı da canlı izliyordum. Son çeyreğe 27 sayı geride giren Lakers, Dallası 105-103 yendi. Son çeyreğin skoru 44-15! Hiç unutmuyorum  son çeyreğe girmeden önce yayıncı televizyonun muhabiri kenarda Dallas benchinde Mark Cuban’la röportaj yapmıştı. O da ‘işte NBA bu’, ‘bu oyunu bunun için seviyorum’,  ‘Dirk Nowitzki dünyanın en iyisi’ cümlelerini kullandı. Bilmiyordu başına gelecekleri… Son çeyrekte atılan her Lakers sayısında Cuban’a zoom yapıldı haliylen. 


8 – 2002 Batı konferansı Finali 3.maçı. Bizim jenerasyon hatırlar. Dönemin en keyifli rekatbetlerinden Sacremento-Lakers mücadeleleri. Hidoyla yatıp Sacramento’yla kalkıyorduk. Bu maçı yine Kanal D’de Ender Bilgin ve kargalar eşliğinde izliyordum sabaha karşı. Normalde o sıralar gözlerimi mandalla açık tutmaya çalışırken, bu kez böyle birşeye gerek kalmadı.


Maçı Lakers kazanamadı ancak 50 saniyelik sekansta 14-0’lık seri. Kendinizi tutmayıp OHA diye bağırabilirsiniz. Nihayet potaaltından topu oyuna soktuklarında bir rahatlama geliyor insana...

9 – Yine bir Vinny DelNegro vakası. 21 Aralık 2009. Bulls-Kings normal sezon maçı. 35 sayıdan verdi maçı Chicago. 


Evet Kings aldı demiyorum çünkü bu maçta Kings dışında herhangi bir takım da alabilirdi. Tek bir sebebi var : Del Negro. Geldiği yere ölüm getiren adam. 2 sezon boyunca Bulls’un koçluğunu yaptı ve takımın galibiyet yüzdesi %50’nin üstüne çıkmadı. Bulls DelNegro’yu kovduktan sonra Tom Thibodeau ile anlaştı ve aynı sezon ligin zirvesini ele geçirdiler: 62 galibiyet, 20 mağlubiyet. Bakalım Clippers’ı daha ne kadar mahvedecek.

10 – İşte gerçek anlamda tarihi bir geridönüş. Başrolde yine Utah. Tarih 29 Kasım 1996. Buna da yetişemedik ama 3.çeyrekte Denver’a karşı 36 sayıdan geridönüş tek kelimeyle anlatılmayacak cinsten.


11- Ve tabii ki hafızalarda daha tazeyken bu playofflardaki  Clippers-Memphis serisi ilk maçı. Memphis kendi evinde adeta akıl tutulması yaşayarak maçı 27 sayıdan(3.çeyreğin bitmesine 2.12 kala skor 84-57 Memphis lehine)  Clippers’a armağan etti.