16 Haziran 2012 Cumartesi

Final Countdown


NBA Finalleri yazın başladığını, okul döneminin bittiğini, yıllık izinin yaklaştığı müjdesini, kısacası iyi veya kötü bir senenin sonunda bize sunulan bir armağanı simgeler. Hatta benim ruhuma bu oyunun kıvılcımını düşüren de ilk izlediğim NBA maçı olan 1998 Chicago-Utah finali serisi oldu. O günden bugüne olan 13 NBA Finali’nin 9’unu Lakers ve Spurs, geri kalan 4'ünü de Miami, Detroit, Boston ve Dallas kazandı. Hatta son 32 senede şampiyonluk sadece 9 takım arasında paylaşıldı. 

Bu rakamlar bile şampiyonluğa uzanmanın ne kadar zor olduğunu gösteriyor. Hatta Finallere yükselebilmek bile bir başarı çoğu takım için. Çünkü bu seneyle birlikte son 10 yılda toplam 9 takım çıkabildi Finallere.  Yılın bu dönemlerinde 28 takım gelecek sezonun planlamasına başlamışken bunlardan daha iyi olan iki takım, amblemlerini  salonlarının gönderine çekebilmek için kıyasıya mücadeleye tutuşuyorlar.  

Bu seneki finalde Oklahoma ve Miami diğer takımlardan iyi mi kötü mü tartışılıyor ama bence ikisi de çoktan haketmişti burada olmayı. Batıda San Antonio Duncan’la son demlerinde bir şampiyonluğa daha uzanmaya çalışrken Thunder’a elenip kalpleri kırdı. Doğuda ise Miami, Rose’un devrilişiyle açık ara en iyi takımdı zaten. 


Oklahoma’dan başlayalım. 3 sene önce 2008-2009 yılında sadece %28 galibiyet yüzdesiyle ligi bitirdiler (Kevin Durant Thunder formasıyla ilk yılı, NBA’de ikinci yılıydı. Çaylak yılını Seattle formasıyla geçirdi). O yıldan sonra Thunder’ın genç kadrosunun önlenemez yükselişi (En fazla süre alan 4 oyuncusunun – Durant, Westbrook, Harden, Ibaka – yaşları 23 ve daha az) bir dizi senaryo ve kaderle ancak açıklanabilir.


Bu senaryolara bir göz atalım. Bir önceki sezonu Thunder gibi %28’den daha kötü galibiyetle bitirip 3 sene içinde Finallere çıkmayı başaran tek takım 1994-95 Orlando Magic’ti (%25,6). Ama Magic 92 ve 93’te üst üste draftta birinci sıradan seçerek Shaq ve Penny Hardaway’le bunu başardı. Thunder ise 2007’de 2.sıra (Durant), 2008’de 4.sıra (Westbrook) ve 2009’da 3.sıradan (Harden) seçim hakkına sahipti. İşte burada takımların kaderini değişiren kişi olan genel menejerler ve biraz da draft şansı devreye giriyor. Kötü bir GM örneği verirsek 2009’da 5.sıradan seçtiği Kevin Love’ı  draft gecesi 3.sıra seçimiyle(O.J. Mayo) Minnesota’yla takas eden Memphis GM’i Chris Wallace.[1] İyi bir örnek ise Thunder GM’i Sam Presti. Kendisi zamanında San Antonio’da Popovich’le çalışmış, yukarıda saydığım bugünün Thunder kadrosunun şekillenmesinde tüm draft seçimlerinin altında imzası olan adamdır. Durant ve Westbrook’u ve Harden’ı seçen Presti’nin Ibaka’da şans yüzüne güldü. 2008’de zamanında Phoenix’ten seçim hakkını aldığı 24.sırayla Ibaka’yı seçti ve günümüz OKC’si oluştu.
Nitekim önümüzdeki 10 senenin tahtına sahip olacak veya taht adayı olacak takım artık belli: OKC Thunder. 1990’larda Bulls, 2000’lerde Lakers ve Spurs hegamonyası izlerken 2010’larda Oklahoma’yı izleyeceğiz.

Ibaka
Durant ve Westbrook

Gelelim Miami’ye. ESPN geçen gün bir anket yaptı: Kimin şampiyon olmasını istersiniz? Heat mi, Thunder mı? Anket sonucunda sadece iki eyalet Miami’nin kazanmasını istiyor: Florida ve Washington[2]. Seattle’a yeni salon yapılmadığı için takım sahipleri takımı Oklahoma’ya taşımış ve Supersonics tarih olmuştu. Seattle halkı da şu anki Thunder kadrosunu kendilerinden çalan şehrin şampiyon olmasını doğal olarak istemiyorlar. Üstelik seneye NBA’de bir Seattle takımı olmazsa mahkeme gereği Thunder’ın sahipleri Seattle’a 30 milyon $ tazminat ödeyecek. Ne kadar para gelirse gelsin Washington/Seattle halkı hala Supersonics’in kendilerinden çalındığını düşünüyor. Bir de işin Lebron boyutu var. Bu sene kendini aşarak oyununu arş-ı ala’ya yükselten Lebron’a Dünya’nın yarısından fazlasının kin tuttuğunu düşünüyorum. Adam ağzıyla kuş tutsa 2009’da Cleveland formasıyla playoff’ta Celtics’le oynadığı ve kaybettiği 6.maçla[3] ve 2010 yazındaki “The Decision” adlı programla tüm Dünya’ya Miami’ye gittiğini açıklamasıyla anılacak. Ve bir de unutmadan bununla.  Belki de 2 senedir ilk defa kötü çocuk rolünü kabul edip, negatif enerjiyle beslendiğini görüyoruz. Tamamıyla belgesellerdeki 1 dakika sonra fareyi gırtlağından geçirecek olan yılanlara benziyor. Kararlı ve hedefe odaklı. Daha önce de bahsetmiştim. Gülmüyor, trash-talk yapmıyor (ki zaten pek yapmaz), basketlere sevinmiyor. Aşağıdaki resim geçen hafta Boston’ı yendikleri 7.maç sonu yegane gülümsediği 10 saniyelik sekanstan bir kare.


Diğer taraftan herkesin 2007’den beri beklediği Kobe-Lebron düellosu bir türlü gerçekleşemedi. Hatta bu sene Chicago’nun Finale çıkacağı, Rose vs Durant eşleşmesini  izleyeceğimiz konuşuluyordu. Fakat 2 senedir Durant vs. Lebron herkesin hayalini süslüyor. 

Tıfıl Lebron ve Durant

Bu sene de yazın bir ara beraber çalıştılar hatta:


Velhasıl iki takım da, takımlardaki yıldızlar da kariyerlerinin zirvesindeler. Şu an 1-1 olan seride tahmin vermek istemiyorum. Bu playoff’lar başladığından beri güzel basketbol oynayan ve kazanmasını istediğim takımlar üzerindeki lanetim devam ediyor çünkü.


[1] Bu zat-ı muhterem hatırlarsınız Pau Gasol’ü Lakers’a bir hiç pahasına verip Lakers’ın 3 sene üst üste final oynamasını sağlamış, 2009’da “Geleceğin Olajuwon’unu buldum” diyerek 2.sıradan Hasheem Thabeet’i seçmişti. Tarihin gördüğü en başarısız GM’lerden biridir kendisi. 

[2] Bu Washington, başkent olan değil. Seattle’daki Washington.

[3] O maçta kötü oyunuyla takımı sattığı ve kafasında Cleveland kariyerini bitirdiği, maç sonunda soyunma odasına giderken formasını çıkarttığı hala tartışılır durur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder