Bu
aralar feci şekilde nostaljiye sarmışken bir daha bu modu yakalayamam gayesiyle
birkaç efsaneden bahsedeyim istiyorum. Yoksa yemişim Lebron’un şampiyonluğunu
(yok yok ona da sıra gelecek). Pete Maravich 1970-1980 arası NBA’de oynamış nev-i
şahsına münhasır bir basketbolcu. Topa
hükmetme, pas kabiliyeti, kafa fake’lerinin yanısıra parke dışında bile kendini
sevdirmişti. Bir de Pete Maravich NBA’deki en süper saçlara sahipmiş:
Detaya inmeden şöyle söyleyeyim : Zamanın Steve Nash’i veya Nash günümüzün Maravich’i. Tabi biz yetişemediğimiz için ordan burdan izlediğimiz maçlarla kendisine dikkat çektirdi. Mükemmel hayalgücünü ve sihirli ellerini hayranlıkla izletmiş o yıllardaki basketbolseverlere.
Gelmiş geçmiş en büyük oyunculardan biri mi? Bana göre ilk 50’ye zor girer.[1] Maçlarını izledikten sonra özel olarak saygı duyduğum bir adamı ilk 50’ye alamadım maalesef. Hatta şimdi farkettim; sevdiğim oyuncuların çoğu tarihin dokunulmazlık zırhına sahip, aşmış oyuncular listesinde değil. Ben NBA’i T-Mac’le sevdim. Aldığım ilk formanın üstünde 1 yazıyor. Ama asla gelmiş geçmiş en iyi shooting gard’lar listesine alamam.
Demek istediğim Pistol lakabını alan bu şahsiyet oyuna kattıklarıyla tıpkı Irving, Magic&Bird, Jordan gibi basketbolun çehresini değiştiren adımlardan birini atmıştır zamanında. Dr J. Müthiş atletizmiyle yeni bir basketbolcu profili icat etti. Clyde Drexler, Michael Jordan, Kobe Bryant, Dwyane Wade… Hepsi Dr J.’in açtığı yoldan gittiler. Atletik yeteneklerini bu oyuncu profiline kanalize ettiler ve sonunda hepsi Irving’den daha iyi bir şutöre dönüştü. Magic ve Bird ise insanlığı şut atıp süper paslar verebilen forvetler ve pas yeteneği aşmış uzun oyun kurucularla tanıştırdı. 60’lara dek beyazların hakim olduğu NBA, olağanüstü Afro-Amerikan basketbolcu akınına direnemedi ve 60’ların ikinci yarısından itibaren siyah oyuncular hakim oldu. 70’lerde Amerikalılar’ın NBA’e gösterdikleri ilgi iyice yok oldu. Artık hiç kimse “esrar çeken bir grup zenci” izlemek istemiyordu. Magic ve Bird bu sırada sahneye çıkıp bizim şu an en popüler organizasyonu izlememize yol açan sebepten mahrum bırakmadı. Biri beyaz, biri siyahtı; biri Celtic, diğeri Laker’dı. Hem reyting rekorları kıran kolej ligi finalinde karşılaştılar, hem aynı izleyici kitlesini NBA Finalleri’ne taşıdılar, hem de Dream Team’de son demlerini yaşayarak tüm Dünya’ya basketbolu sevdirdiler. Onlardan sonra Jordan’ın gelişiyle lig bir daha arkasına bakmadı ve bugünkü milyarlarca dolarlık organizasyona dönüştü.
Pistol
Pete’in bu dönemlerin en başında sahne aldığını ve basketbolu renklendirdiğini söyleyebiliriz. Ters
tarafa bakarken verdiği paslar, bacak arasında veya sırtın arkasında verdiği
asistler, fantastik turnikeler… 24 sene önce 41 yaşında öldü ama eğlenceli
karakteri ve basketbol tarzıyla hala NBA severlerin ilgisini çekiyor.
Eski
kayıtları izledikçe şimdiki Nash’i, Rondo’yu görür oldum. Kendine özgü şut atış
tarzı ona ‘Pistol’ lakabını kazandırdı. Kariyerinin en verimli yıllarını
geçirdiği New Orleans/Utah Jazz organizasyonu tarafından 7 numaralı forması
emekliye ayrıldı. Böyle anlatınca hiç olmadı zaten. En iyisi izlemek:
[1] Çok uğraştım ama ilk 50’ye sokamadım. Çünkü hiç
şampiyon olamadı. Tabi takımları çok güçlü değildi fakat sadece kariyerinin son
senesinde playoff ilk turunu geçebildi (Bir nevi T-Mac vakası). Hiç MVP olamadı
(1976-77’de 31-5-5 istatistiğiyle oynadı ama MVP Kareem oldu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder