Dream Team denince akla neler
geliyor? NBA oyuncularından kurulu ilk Amerikan basketbol takımı[1], spor tarihinde
bir araya gelen en büyük ekip, imza alabilmek için sıraya giren rakip
basketbolcular, mağlubiyeti kabullenmiş koçlar, şaşkınlık ve heyecana
dayanamayıp aptallaşan seyirciler, maç başına 44 sayı fark atan ve basketbolu
tam anlamıyla küreselleştiren bir takım[2]...
Takıma gelirsek: Başta bir nerd olarak Jordan. Arkasından, her
hâlükârda top 7'ye almamız gereken iki veteran geliyor:
Magic&Bird. Magic'in yedeği, lig tarihinin en çok asist yapan
oyuncusu: Stockton. Yanlarına gelmiş geçmiş en büyük forvetlerden 3'ünü
ekleyin: Barkley, Karl Malone, Pippen. Sürprizlerimiz henüz bitmedi! Lig
tarihinin en acayip şutörlerinden Chris Mullin. Ellerini kollarını sallaya
sallaya ilk 50'ye giren iki pivot: Robinson ve Ewing. En büyük 10 şutör
guard'dan biri olan Clyde Drexler. Unutmadan, saydığım isimlerin tamamı Hall of
Fame üyesi. Bir de şöyle anlatayım: 116 kere all-star, 15 kere MVP, 23 kere
şampiyon...
Bugün itibariyle Dream Team’i
konu alan bir belgesel yayınlanacak. Oyüzden 13 Haziran 2012’yi bir yerlere not
edin. Dillere destan olmuş basketbolcuların emsalsiz başarılarından
bahsedecekler. Fakat belgeseli ilginç kılan aldıkları galibiyetler değil, her
zaman bahsedilen ama asla seyretme şansına erişemediğimiz iki maç.
1. Kolej Çocukları Dream Team'i
Mağlup Ediyor
Rüya Takım'ın kaybettiği tek
maç. Karşılarında bir grup yetenekli üniversite öğrencisi var: Grant Hill,
Allan Houston, Rodney Rogers, Chris Webber, Jamal Mashburn, Penny Hardaway...
Tabii babaların beraber oynamaya henüz alışmadıkları, antrenman maçını pek
umursamadıkları aşikar. Üstelik karşılarında yürüyen efsaneleri gören gençlerin
nasıl motive olduklarını hayal edin. Charles Barkley ilk gün kendilerini
zorlamadıklarını, Grant Hill'in ise maçı kaydetmekle meşgul olduğunu söylüyor
mesela.
Zaten ertesi gün 50+ sayı fark
atmış Dream Team. Kolejliler ikinci molayı aldıklarında skorun ne olduğunu
söylesem yeter: 22-1. Allan Houston ilk maçı kazanınca gaza gelip göğsünü
yumruklayarak kutlama yaptığı için Jordan : "Şu çocuğu bana bırakın" demiş.
Houston ikinci maçta basket atma şansı bulamamış.
2. Magic vs Jordan
Benim esas merak ettiğim olay bu
zaten. Majesteleri'nin hayatı boyunca oynamaktan en çok zevk aldığı
maçmış (Antrenman maçı ama böylesine rekabetçi oyuncuların basketboldan
zevk almaları için işlerin ciddiye binmesi lazım). Jordan'ın takımı (Pippen,
Bird, Karl Malone, Ewing), Magic'in takımını (Mullin, Barkley, Robinson) 40-36
mağlup etmiş.
Velhasıl, NBA TV bu
akşam 90 dakikalık bu belgeseli yayınlayacak. Daha önce bölük pörçük karelerle
Dream Team anlatıldı. Ancak NBA Entertainment kameraları ilk kez kamera
arkalarıyla (behind the scenes) bu şahaseri ortaya koyacak. Tam arşivlik. Ne
yapın edin en geç bir hafta sonra nete düşeceği için, önce indirin sonra flash belleğinizin en güzide noktasında
saklayın ve 10 sene sonra çocuğunuza izletin.
[1] FIBA 89’da Olimpiyatlara profesyonel oyuncuların katılımını sağlamadan önce, Amerikan basketbol takımı bundan önceki tüm Olimpiyatlara kolej oyuncularından kurulu kadrolarla katılmıştır.
[2] Barcelona’da düzenlenen
Olimpiyatlar’ın İspanya’nın şu anki profesyonel spor dallarında en az bir ‘top
class’ sporcusunun yetişmesinde temellerini attığı söylenir. (Rafael Nadal,
Fernando Alonso, Pau Gasol…)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder