13 Haziran 2012 Çarşamba

Belgesel kuşağında bugün


Dream Team denince akla neler geliyor? NBA oyuncularından kurulu ilk Amerikan basketbol takımı[1], spor tarihinde bir araya gelen en büyük ekip, imza alabilmek için sıraya giren rakip basketbolcular, mağlubiyeti kabullenmiş koçlar, şaşkınlık ve heyecana dayanamayıp aptallaşan seyirciler, maç başına 44 sayı fark atan ve basketbolu tam anlamıyla küreselleştiren bir takım[2]...


Takıma gelirsek: Başta bir nerd olarak Jordan. Arkasından, her hâlükârda top 7'ye almamız gereken iki veteran geliyor: Magic&Bird. Magic'in yedeği, lig tarihinin en çok asist yapan oyuncusu: Stockton. Yanlarına gelmiş geçmiş en büyük forvetlerden 3'ünü ekleyin: Barkley, Karl Malone, Pippen. Sürprizlerimiz henüz bitmedi! Lig tarihinin en acayip şutörlerinden Chris Mullin. Ellerini kollarını sallaya sallaya ilk 50'ye giren iki pivot: Robinson ve Ewing. En büyük 10 şutör guard'dan biri olan Clyde Drexler. Unutmadan, saydığım isimlerin tamamı Hall of Fame üyesi. Bir de şöyle anlatayım: 116 kere all-star, 15 kere MVP, 23 kere şampiyon...

Bugün itibariyle Dream Team’i konu alan bir belgesel yayınlanacak. Oyüzden 13 Haziran 2012’yi bir yerlere not edin. Dillere destan olmuş basketbolcuların emsalsiz başarılarından bahsedecekler. Fakat belgeseli ilginç kılan aldıkları galibiyetler değil, her zaman bahsedilen ama asla seyretme şansına erişemediğimiz iki maç. 

1. Kolej Çocukları Dream Team'i Mağlup Ediyor
Rüya Takım'ın kaybettiği tek maç. Karşılarında bir grup yetenekli üniversite öğrencisi var: Grant Hill, Allan Houston, Rodney Rogers, Chris Webber, Jamal Mashburn, Penny Hardaway... Tabii babaların beraber oynamaya henüz alışmadıkları, antrenman maçını pek umursamadıkları aşikar. Üstelik karşılarında yürüyen efsaneleri gören gençlerin nasıl motive olduklarını hayal edin. Charles Barkley ilk gün kendilerini zorlamadıklarını, Grant Hill'in ise maçı kaydetmekle meşgul olduğunu söylüyor mesela.

Zaten ertesi gün 50+ sayı fark atmış Dream Team. Kolejliler ikinci molayı aldıklarında skorun ne olduğunu söylesem yeter: 22-1. Allan Houston ilk maçı kazanınca gaza gelip göğsünü yumruklayarak kutlama yaptığı için Jordan : "Şu çocuğu bana bırakın" demiş. Houston ikinci maçta basket atma şansı bulamamış.

2. Magic vs Jordan
Benim esas merak ettiğim olay bu zaten. Majesteleri'nin hayatı boyunca oynamaktan en çok zevk aldığı maçmış (Antrenman maçı ama böylesine rekabetçi oyuncuların basketboldan zevk almaları için işlerin ciddiye binmesi lazım). Jordan'ın takımı (Pippen, Bird, Karl Malone, Ewing), Magic'in takımını (Mullin, Barkley, Robinson) 40-36 mağlup etmiş.

Velhasıl, NBA TV bu akşam 90 dakikalık bu belgeseli yayınlayacak. Daha önce bölük pörçük karelerle Dream Team anlatıldı. Ancak NBA Entertainment kameraları ilk kez kamera arkalarıyla (behind the scenes) bu şahaseri ortaya koyacak. Tam arşivlik. Ne yapın edin en geç bir hafta sonra nete düşeceği için, önce indirin sonra  flash belleğinizin en güzide noktasında saklayın ve 10 sene sonra çocuğunuza izletin.



[1] FIBA 89’da Olimpiyatlara profesyonel oyuncuların katılımını sağlamadan önce, Amerikan basketbol takımı bundan önceki tüm Olimpiyatlara kolej oyuncularından kurulu kadrolarla katılmıştır.

[2] Barcelona’da düzenlenen Olimpiyatlar’ın İspanya’nın şu anki profesyonel spor dallarında en az bir ‘top class’ sporcusunun yetişmesinde temellerini attığı söylenir. (Rafael Nadal, Fernando Alonso, Pau Gasol…)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder