24 Haziran 2012 Pazar

Sezon biter, dağılın


Bill Russell 1969’da son şampiyonluğunu kazandığında artık basketbolun sırrını kaynağından kana kana içmiş, 11 şampiyonluk kazanmış, SPOR TARİHİNİN gelmiş geçmiş en büyük “winner”ı ünvanıyla emekliye ayrılmıştı. Son şampiyonluğunda soyunma odasında ABC’den Jack Twyman ile röportaj yapacaktı. Muhabir soru bile olmayan dandik cümlelerle başladı röportaja: “Evet Bill, bu senin için önemli bir galibiyet olmalı…”

Russel cevap vermeye başladı:  “Jack…

Kelimelerin geri kalanı boğazında düğümlendi. Hislerini anlatabilmek için bir yol arıyor, ama bulamıyordu. En sonunda birkaç saniyeliğine durdu. Gözyaşları geldi gelecek. Yanlızca o ânın altında ezilen bir adam. Sporda ulaşabilecek en üst mertebeye ulaşmış bir adam; ter, acı ve şampanyanın mükemmel bir karışımına bulanmış, olan biten her şey için yıkık dökük bir şükran duygusuyla dolmuş biri. Tabi bütün bunları çetrefilli engelleri aşarak gelmiş bir efsaneydi Russell.


Bütün bunları niye anlattım diyorsunuz. Basketbolcular şampiyon olmadan evvel büyük acılar çekmişlerse yüzüğün değerini daha iyi anlıyorlar. Lebron’un da kendi payına düşen acı ve nefreti fazlasıyla yaşadığı malum. Zaten bu sene hedefe nasıl odaklandığını şu cümlelerinde net anlaşılıyor:

“Last year, I played with hate. That’s not the way I play. I play a lot of love this year.”

9 sene boyunca kaybede kaybede kazanmayı öğrenmişti artık. 9 sene boyunca hem tarihteki en all-around basketbolculardan, hem de en az bencil süper yıldızlardan birinin yaptığı yüzlerce hatayı görüp, hakkında binlerce makale, milyonlarca haber, milyarlarca espri, trilyonlarca cartcurt okuduk. Ve nihayet, tam 9 sene sonra, hayatımızda ilk kez LeBron için o tılsımlı kelimeyi söyleme şansına sahibiz artık: ŞAMPİYON. Yeteneklerinin Güney Sahili’ne taşındığından beri hepimiz bunu geleceğini biliyorduk. Ama yanlızca bir NBA şampiyonluğunu elde etmenin bile ne kadar zor olduğunu Zach Lowe abimiz şöyle dile getirdi:

“Kanıtları on yıllara yayılan bir gerçekle karşı karşıyayız: Tek bir NBA şampiyonluğu kazanmak bile ölesiye zor. Üstelik şans, sağlık, matchup ve yeteneğin mükemmel bir kombinasyonu gerekli. Mesela Mavericks. 10 sene boyunca Nowitzki'yle, yani gelmiş geçmiş en büyük 25-30 oyuncudan biriyle oynamalarına rağmen geçen seneye dek yüzük kazanamamışlardı. Keza Garnett. Kariyeri boyunca kaç kere kupayı kaldırbildi: Bir. Üstelik gelmiş geçmiş en iyi 3'lükçü(Ray Allen) ve döneminin en büyük clutch oyuncularından biriyle(Paul Pierce) ittifak kurana dek Finaller'e bile yükselememişti Garnett.”

Tabi Lebron yüzüğe uzanınca yazılı ve yazısız medyada bir devir kapanmış oldu böylece. En azından bir süre LeBron yüzük kazanamadığı için dalga konusu olmayacak artık. Yine de Miami şampiyon olduktan sonra New York Post’un başlığı şöyleydi:


Son iki aydır twitter hesabını aktif kullanmamasına rağmen şampiyon olduktan sonra tweet atınca binlerce insanın kendisine karşı olan nefretinin hala sönmediği aşikar.

Tebrikler LeBron ama unutma Delonte anneni ...ti, Kobe'nin 4 fazla şampiyonluğu var ve Cleveland hala senden nefret ediyor.

Gelelim bu başarıyı nasıl kazandığına: Geçen sene  Lebron Dallas’a karşı Final serisinde sahada kaldığı vakit verimliliği yani +/- indeksi  -36’ydı. Bu sene ise OKC’ye karşı +31. Oyunun her alanını domine ettiğini OKC’ye karşı oynadığı şu finaldeki  5 maçın ikisinde triple-double yapmasıyla anlıyoruz.[1] 2011 Finalleri'nde boyalı alandan yalnızca 8,5 sayı bulmuştu; bu seneyse 17,5 ortalamaya ulaştı. Pota altında cirit atıyor, sürekli faul alıyordu (2011 Finalleri'nde maç başı 4 faul alabilmiş, Thunder'a karşı 7,2). Post oyununu geliştirdiği yetmezmiş gibi karşı karşıya olduğumuz vakanın bir başka korkunç boyutu da LeBron’un ligdeki en iyi 4-5 pasörden biri oluşuydu. Zaten Finaller Tarihi’nde hem sayı, hem ribaunt, hem asist departmanlarında takımının liderliğini üstlenen üçüncü isim oldu: Diğer ikisi Duncan ve Magic’ti. 

Öte yandan  Miami Heat, NBA tarihinde arka arkaya oynadığı 3 seride geriye düşüp şampiyonluğu kazanan ilk takım oldu (1-2 Indiana, 2-3 Boston, 0-1 OKC). Hatta maç sonrası NBA TV’de Barkley ve Shaq ile bu konu üzerinde durdular:

“ Barkley: İki hafta önce insanlar sizin Indiana'ya kaybedeceğinizi düşünüyordu. Celtics'e karşı 5. maçı kaybettiğinizde iyice şaşırmışlardı. Son 2 haftada olayların tersine dönmüş olması inanılmaz.
Wade: New York'u unutma, New York'a karşı da kaybedebileceğimizi söylemişlerdi.

LeBron: O serinin zor geçeceğini söylemişlerdi.

Barkley: Basketboldan anlayan hiçkimse böyle bir şey söylemedi.” Asddfgasdgh

Miami’nin şampiyon olmasında üçlük ortalamasının da payını vermek gerek. Normalde OKC ve Miami normal sezonda %36’larda üçlük atarken, Final serisinde Miami %43’e zıpladı, OKC %30,5’a düştü. Shane Battier 5 maçta akıllara zarar üçlük yüzdesiyle (15-26 ile %58), Mike Miller da son maçta 8’de 7 üçlükle oynadı (OHAA!). Bugüne kadar NBA Finalleri’nde bunu 3 isim başarabilmiş:

Scottie Pippen 1997’de Utah finalinde ve
Ray Allen 2010’da Lakers finalinde. Zaten finallerde bir maçta en fazla üçlük atma rekorunun da sahibi de Ray-Ray. Tam 8 üçlük!


Wade’in de “Bu takım LeBron’un takımı. Bizler onun liderliğinde ilerliyoruz” lafı çok önemliydi.  Her ne sebeple olursa olsun kendi rolünü küçültmeyi ve takımın başarısı için geri planda kalmayı kabul etti. Hatta LeBron'u bizzat yüreklendirdi. Bir süper yıldız için kariyeri boyunca karşılaşabileceği en zor karar olsa gerek. Üstelik karakterinde garip değişiklikler meydana geldi son 2-3 senede. Oyunculara sataşıyor, röportajlarda rakiplere lâf atıyor... Gerektiğinde takımın kötü adamı olma rolünü sırf Lebron’un üzerinde baskı azalsın diye üstlendi. 

Unutmadan Bosh E.T.’sinin şampiyonluk kutlaması:


Miami cephesini noktalamadan kapitalizmin geldiği son noktaya atıfta bulunmak istiyorum. Muhtemelen daha Finaller başlamadan önce Nike, Lebron’a özel bir klip yaptı. LeBron’un liseden çıkışıyla birlikte 100 milyon dolarlık anlaşma imzalamasının ardından senelerdir Nike’ın bayrak adamı olarak Lebron gösterildi ve tüm yatırımlarının merkezine onu oturttu. Nitekim bu şampiyonluğa fanatik bir Miami’liden çok, Nike’ın sevindiğine eminim. Artık çekecekleri yüzlerce reklamla eşşeğin bir taraflarına su kaçırabilirler. Nasıl olsa yatırımlarının karşılığını aldılar ve alacaklar da. 


Sahne LeBron’un draft edildiği günden Sacramento’daki ilk maçına uzanıyor. Sonra sırasıyla kariyerindeki dönüm noktaları gösterilmiş: 2007’de Detroit 5.maçında takımının son 30 sayısının 29’unu attığı efsanevi maç,  Spurs’e elendikleri Final serisi –ki ömrü hayatımda gördüğüm en bayık Final serisidir- , Hido’nun basketinin ardından gönderdiği manyak ötesi üçlük, MVP ödülleri, Nowitzki vs. Hele şükür 2012 Finalleri.

Şampiyona aslan payını ayırdıktan sonra gelgelelim Thunder cephesine.  Batı yakasından çıkarken sırasıyla geçen sezonun şampiyonu Dallas’ı, L.A. Lakers ve bu sezonun şampiyonluk adaylarından San Antonio’yu eleyerek zaten yakın gelecekte gelmesini beklediğimiz bu başarının biraz daha erken gelişini görünce sevindik. Ancak özellikle de NBA'in en değerli altıncı adamı seçilen James Harden'ın NBA finallerinde kaybolup gitmesinin de katkısıyla şampiyonluk ellerinin arasından kayıp giderken, Thunder da beklentilerden uzak kaldı. Buna rağmen Thunder takımı Oklahoma City'e döndüğünde hava limanında 4000 taraftar onları bekliyordu. Westbrook  çılgın bir seri geçirdi (Seri boyunca Durant’ten fazla şut kullandı o derece). Serinin 4.maçında 43 sayı, 7 ribaunt, 5 asistle ile patladı. Ama kariyerinin en iyi maçında hücum süresinin bitmek üzere olduğunu farketmedi ve faul yaparak takımının galibiyetini baltaladı.


Durant ise kendi pozisyonunda oynadığı Lebron’la savunmada boğuşurken hücumda yeterince top alamadı. Tabi burda LeBron’un savunması da müthişti. Önümüzdeki 5-6 sene LeBron’la eşleşmek istiyorsa muhakkak kuvvetlenmesi lazım. Asla bir Hulk Hogan ya da Lebron olamayacak fiziken ama fiziksel gelişimini tamamlayamadığı aşikar. Yine de iyi bir seri geçirdi. Maç sonunda ailesine sarılıp ağlaması bana 2001 Finalleri’ndeki Iverson’ı hatırlattı. Seneye daha güçlü olacağı ve küllerinden doğacağını görür gibiyim.

Durant vs. LeBron eşleşmesini daha çok göreceğiz. Pat Riley de maç sonunda söylediği gibi, Thunder ve Heat’in tekrar karşılaşması kaçınılmaz.

Diğer taraftan bu sene Harden ve Ibaka free-agent oluyor. Her iki oyuncunun da ciddi kontratları hak ettiği malum. Ancak Harden’a parayla ilgili sorular sorulduğunda şöyle cevap verdi:


Scott Brooks’a da birkaç kelam etmeden geçmeyelim. Kendisinin iyi bir koç olmadığı malum. Ama sanki giderek pişiyor ve o da takımın genç çekirdeği gibi yıllar geçtikçe olgulaşıyor. Son maçta aldığı son mola ense tüylerimde ürperti oluşturdu:

“Bu sene hedefimize ulaşamadık. Daha çok işimiz var, ama kafanızı dik tutmamanız için hiç bir sebep yok. Bu yaz daha çok çalışacaksınız, daha iyi olacaksınız, çünkü bu kulübün esasında bu var. Biz birbirmizi için oynuyoruz, bir birbirimize destek oluyoruz, bir aile olarak birlikte hareket ediyoruz. Bir şey daha eklemek istiyorum. Birazdan bu maç bittiğinde onlara şampiyon muamelesi yapacağız. Hepimiz gideceğiz ellerini sıkacağız ve onları tebrik edeceğiz Onlar bu şampiyonluğu hak ettiler.



Ve son olarak hayatımın en uzun postunu bitirmeden Cleveland’ın hala içindeki kuyruk acısından bahsedeyim. Ohio'daki WEWS-tv'nin hava durumu sunucusu Heat ve Thunder kelimelerinden bahsetmeksizin işini yapmaya çalışıyor:


İyisiyle kötüsüyle bir sezon geride kaldı. Lokavt sezonunun şampiyonu Miami günlerce konuşulacak. Biz şu sıra basketbolsuz kalırken, Olimpiyatların geldiğine şükredeceğiz.


[1] Finaller Tarihi’nde en az 2 kere triple double yapan 7. isim olmuş: Bob Cousy, Russell, Wilt, Walt Frazier, Magic, Bird. LeBron'un defalarca baskı altında ezildiğini düşününce seriyi bitirme maçında triple-double yapması daha da ön plana çıkıyor. Bugüne dek 5 isim böyle bir başarıya imza atmış: Duncan, Worthy, Magic, Bird, LeBron.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder