Nikola Peković, 2 hafta gibi kısa bir süre içinde o “bildiğimiz” yeteneklerini NBA dünyasına kabul ettirmeyi başardı.
Avrupa basketbolunu biraz takip edenler, özellikle günümüz modern basketbolunda uzunların ne kadar önemli olduğunu ve Avrupa piyasasında da Nikola Peković’in elit pota altı oyuncularından biri olduğunu iyi bilirler. Bugün bana dünya üzerinde Avrupa kökenli oyunculardan oluşacak bir takım kur deseler 5 numaram kesinlikle favorilerimden biri olan Karadağlı bu pivot olur(Diğer seçeneğim Marc Gasol).
Bu sene NBA’de 2.senesine giren Peković, geçtiğimiz çaylak sezonunda 5 sayı, 3 ribaunt gibi komik rakamlarla oynayarak biz Avrupa’dan onu tanıyanları bir hayli hayal kırıklığına uğrattı. Bu performansının ciddi bir bölümünü ben geçen seneki koç Kurt Rambis’e bağlıyorum. Benim bildiğim Peković’ten geçen sene NBA’e adım attığında çaylak sezonunda olmasına rağmen %60 saha içiyle 15 sayı 8 ribaunt gibi rakamlar bekliyordum. Ancak Rambis sağolsun onu oynatmaya oynatmaya bizi ekran başında, Peković’i de bençte delirtiyordu. Sonuçta Avrupa liglerinde Partizan ve Panathinaikos’ta oynarken içeriyi paramparça eden, post hareketlerini bu kadar basit ve efektif kullanıp alçak postta bitirebilen bir adamdan bahsediyoruz. Bu sezona da sakatlığı dolayısıyla pek iyi başlayamadı. İlk 11 maçında toplam 4 dakika sahada kaldı ancak yeni koç Rick Adelman, sezona ilk 5 başlattığı belki de tarihin gelmiş geçmiş en büyük draft fiyaskolarından biri olan Darko Milicic’in (2003 Draft’ında Carmelo, Wade ve Bosh’un önünde Detroit tarafından 2.sırada seçildi) istikrarsızlığı ve sık sık maç kaçırması nedeniyle bu genç Karadağlı’ya bir fırsat vermesi gerektiğinin farkına vardı. Son 2 haftada Minnesota 8 maç yaptı ve Peković’in ortalamaları söylüyorum sıkı durun: 34 dakika ortalama süreyle oynayarak %61 saha içi isabetiyle 18 sayı, 10.5 rebaunt ve 1,5 blok(!). Bu ay başında oynadığı sadece Nets maçına bakarak boyalı alanı nasıl domine eden bir canavar olduğunu şuradan görebiliriz.
Pekovic’i biz Avrupalı basketbolseverler NBA’de şu patlama yaptığı dönemde izlerken buram buram Balkan basketbol altyapısının izlerini görüyoruz. Bunun yanında 2008 NBA Draftı’nda Minnesota bu pivotu 31.sıradan seçerken dünya üzerindeki en iyi pozisyon alan birkaç oyuncudan birini seçtiklerinin farkında mıydı acaba? Çünkü her ne kadar günümüzde NBA’de Avrupalı oyuncuların statüsü ve onlara bakış açısı artık iyiden iyiye artmakta olsa da bundan sadece 8-10 yıl öncesine gittiğimizde bunun tam tersi bir durumla karşı karşıyaydık. Çünkü gerçekten basketbol anlamında Amerikan kültürünün kendine ait o “Bu oyunu bizden daha iyi oynayabilen yoktur” mantığı ve biraz kafalarını kaldırıp dışarıya bakmadıkları için oynadıkları franchise’lara katma değer yaratabilecek değerlerin Kıta Amerikası’nın dışında da olabileceğini hakikaten bilmiyorlardı. Neyse ki şimdi Stern’ün globalizasyon çabaları ve bazı takımların ciddi scouting departmanları sayesinde yetenek avcılığı farklı bir boyuta taşınmış durumda. Bazı takımlar dedim çünkü NBA’de birkaç takım scouting departmanlarına ciddi paralar harcarken bazılarının scouting departmanları halen yok.
Amerika dışını en iyi tarayan takımlardan olan San Antonio 97 yılında seçtiği Tim Duncan’ın yanına Fransız Tony Parker ve İtalya’da oynamış Arjantinli Manu Ginobili’yi katarak bu nüveyle yıllar boyu süregelen başarının ilham kaynağı olmuşlardır. Bunlar çok detaylı ve titiz oyuncu scouting süreçleri sonunda başarılabiliyor. Bunun yanında takımlar artık “Al sana maaş veriyorum John, git şu Balkanları bir yokla bakalım potansiyelli çocuk var mı” diye scouting yapmıyor. Şu an Indiana Pacers için çalışan Sırp scout’lar genç oyuncu avcılığı yapıyorlar. Hem de Amerika’da bulunmaları şart olmuyor. Bunun gibi geleceği görmek isteyen takımlar, scoutlarına yıllık 100bin dolar ödeyebiliyor.
Biz ana konudan sapmazsak eğer şuraya bağlamak istiyorum. Nikola Pekovic en nihayetinde genç ve bilinmeyen bir oyuncu değildi. Avrupa Ligi’nin altını üstüne getiriyordu. Anlatmak istediğim Amerikan kültüründe çok acayip bir illüzyonun var olduğu ve dünyanın geri kalanıyla olan ilişkileri basketbol kültürü açısından çok zayıf olduğudur. Ama “Biz varız bir de ötekiler vardır” mantığındaki mesele Amerikalıların cehaletiyle ilgili değil de kültürle alakalı bir konu olduğunu düşünüyorum. Dünyanın geri kalanıyla ilgilenmiyorlar, her şeyin en iyisi kendilerinde var olduğunu sanıyor olabilirler. Nitekim haklı da olabilirler. Belki de ben yanılıyorumdur. Bunların hepsini “basketbol kültürü” çatısı altında söylediğimi de bir kez daha hatırlatmak isterim ve artık bu algıyı da yavaş yavaş kırdıklarını unutmamak gerekir. Sonuçta artık şuradaki videoda da olduğu gibi Pekovic’in nerede olduğunun farkındalar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder