LaMarcus Aldridge ligin belki flaş isimlerinden biri değil, belki de her gece şaşaalı rakamlar ortaya koymuyor ancak neredeyse “süperstar” terimini karşılıyor. Yazıda neden Portland’lı forvetin gerçek anlamda bu oyunun elit ismi olduğunu açıklayacağım.
Bundan 15 ay kadar önce bugün Aldridge, basketbolun en talihsiz dönemlerinden birini geçirmek üzereydi. Pek çok yönden bu, kaderin en kötü bir tekerrürüydü. 3 sene boyunca Aldridge sahaya aynı, göze çarpmayan rakamları yansıtıyordu. Ne bir patlama yapmıştı, ne de insanların yıllarca konuşacağı bir draft başarısızlığı olarak göze çarpmıştı. Aslında o, sağlam bir 10 senelik kariyeri olan ama gittiği her yere ufak bir kekremsi tat bırakan çünkü draftın 2 numarası olarak “fena sayılmayan” bir Keith Van Horn gibiydi.
Bir oyuncu böyle bu kadar aynı, sabit rakamları ortaya koyuyorsa, o artık adil de olmasa ‘sıradan’ bir oyuncu kategorisine koyulmuştur. Aslında bunu, 2010’un son aylarında Aldridge’in kariyeri açısından kimseyi suçlayamazsınız. İşte bu, ligin en sürpriz takımlarından birinin oyuncusu olarak yükselişini körükledi diyebiliriz. Eminim ki çok az insan ‘gerçekten’ bunun geleceğini görmüştür.
Aslında halen Trailer Blazers’ın forvetini ligin süperstarlarından biri olarak kabul etmediklerini görmek sinir bozucu gelebiliyor. Bu noktada gerçeği görmezden gelmek artık kaçınılmaz oluyor. Aldridge sadece bir süper star değil aynı zamanda takdir edilecek şekilde detaylı incelenebilecek türden bir süper stardır. Bu parlaklılığı geleneksel istatistiklerine göre ölçülemez. Aldridge’in Chuck Hayes’den maç başına daha az ribaunt aldığı, Tyler Hansbrough’dan daha az serbest atış çizgisine gittiği doğrudur. Ama onlardan daha fazla süre almasına rağmen bu istatistikleri geliştirme fırsatı olduğu da doğrudur.
Kelimenin tam anlamıyla Aldridge’in nasıl bir süperstar olduğunu anlamak için bu oyunda sıkça kullanılan ve bu senaryoya uyan birkaç teknik terimi düşünmek gerekir: Çok yönlülük ve güvenilirlik.
“Çok yönlülük” birçok oyuncunun sağladığı düşünülen ancak çok azının sağlayabildiği bir özellik. Bir oyuncu sahada sadece en iyi yeteneklerini gösterme meyillindedir. Ondan çok daha fazlasını yapmasını isteyince asla gerçek kapasitelerini sahaya yansıtamaz ve yanlış zamanda yanlış şeyler yaparak koçlarını mahçup ederler. Buna en iyi örnek Atlanta’dan Josh Smith’i gösterebiliriz ki sahada hemen hemen her şeyi yapmaya yeteneği olan ama sık sık şuta kalkan ve pozisyon harcayan biri olarak biliriz. İşte bu tür bir ‘çok yönlülük’ takımınıza zarar verecek cinsten.
Buna karşılık olarak, Aldridge ise o ‘herşeyi’ daha kolay kılan bir çok yönlülüğe sahip. Hücumda çok az oyuncu post-up yapıp pick and roll oynayıp dışarıdan cezayı keser. Aldridge bunlarını hepsini yapabiliyor. In-the-game blogundan yararlandığım bir veriye göre Aldridge ligin en efektif post-up oynayan 25. ve en efektif pick and roll oynayan 4.oyuncu. 5-7 metreden %50 ile oynadığını bir kenara bırakırsak –aslında sahada oyuncuların en efektif olmayan bir bölgesidir- hücumda hemen hemen her şeyi yapabilen bir uzundur. Savunmada ise ligin en iyi power forvetini tutmakla yükümlü, kısa 5te pivotu karşılamak için switch yapabilen ve switch yapmak zorunda kalıp gardı savunması gerektiğinde koçunu kıvrandırmayacak birkaç uzun oyunculardan birisidir.
Bütün bu ‘çok yönlülük’ bireysel bakış açısından harika ama esas gerçek değeri takımına yaptığı katkıda anlaşılıyor. Aldridge’in uzaktan şut tehditi sayesinde Portland ön tarafta 2 şutu olmayan adamla (Gerald Wallace ve Marcus Camby) sahaya çıkabiliyor. Başka bir takımda bu iki adamın şutu olmaması açığa çıkar ama bu takımda bu adamların başka yönleri parlıyor adeta. Aldridge’in elit seviyede pivot da oynaması Nate McMillan’a farklı 5 kombinasyonu da sunuyor. Arka tarafta Raymond Felton ve Jamal Crawford gibi hücum tehditlerini pozisyonuna göre kısa kalsalar da koz olarak kullanabiliyor ve bu iki kısanın savunma yetersizliğini arka plana itebiliyor. Wallace ve Batum’u beraber oynatarak yüksek kanat adamı sayesinde karşı takımı kilitlediği gibi Aldrige’i Camby veya Kurt Thomas’la oynatarak karşı takımı yüksek post oyuncusuyla kilitleyebiliyor. Aldridge’in geçen sene ‘+/-’ değerlerde ligde 4. olması tesadüf olmasa gerek (Bu değer oyun içi istatistiklerine yansımayan oyundaki verimlilik puanıdır). Önünde de sadece Chris Paul, Steve Nash ve Dwight Howard olmuştur. Bu çok yönlülüğü işte bu derece takımına fayda sağlıyor.
Aldrige neredeyse hiçbir maçı kötü geçirmemiştir. Tabi ligdeki herkes gibi onun da şut sokamadığı akşamları olmuştur ancak oyunun her yönüne etki edebildiği için daima bir katkı sağlamıştır takımına. Aldridge’in son 52 maçında, playoff’lar dahil geçen seneden geriye sayarsak, sadece bir kere tek haneli sayı üretti ve sadece 8 kez -10’un aşağısında +/- değerde maç bitirdi. Aynı türden güvenilirliği geçen sene Sports Illustrated’den Chris Mannix’in dile getirdiği ailesine verdiği katkı ile her akşam takıma verdiği katkı cinsinden.
Tüm bunlar aslında tek bir soruyu çağrıştırıyor: Neden bu kadar uzun sürdü? Bu konuda çeşitli teoriler ortaya atılabilir. Hepsinin de geçerliliği vardır. 2010 yazında çok kilo aldı -ki bu fadeaway’lerinin zayıflamasına neden oldu. Uzun oyuncuların kendilerine gelmeleri, pişmeleri zaman alır. Ancak benim bu konuda en tuttuğum teori Mannix’in yazısında ortaya çıkıyor. Özellikle annesinin göğüs kanseri olması karşısında verdiği tepki ile ilgili şu pasaj her şeyi açıklıyor:
Ertesi gün LaMarcus’u ve erkek kardeşi
LaVontae’yi eve çağırmıştı. Onları oturma odasına aldı ve onlara her şeyi
anlattı. Anneleri ağlıyordu. LaVontae ağlıyordu. LaMarcus korkmuyordu.
Annesinin yanına geldi, annesinin omzuna kolunu doladı ve ona her şeyin
düzeleceğini söyledi. Sonra LaVontae’yi kenara çekti ona annelerinin moralini
sağlam tutmak onların sorumluluğu olduğunu anlattı. LaMarcus eğer biz
üzüleceksek, yeteri kadar hayatta kalmak için savaşmayabilir dedi. LaVontae
şöyle diyordu: “Herkes kadar o da yaralandı ve korktu ama bunu hiç göstermedi.
Tam bir kayaydı.”
Bir aile ferdinin sağlığını bir spor takımının durumu ile karşılaştırmak uygunsuz olabilir ama bana göre yukarıdaki anlattığım teoriye uyan en uygun durum budur. 2010-11 sezonunun başında Portland başka bir krizle karşı karşıyaydı. Eski süper starları Brandon Roy, süregelen diz sakatlıklarıyla boğuşuyordu. Geleceğin süper star oyuncuları olan Greg Oden, tam bir sezonu kaçırmanın yine ortasındaydı ve onun da diz sorunları mevcuttu. Başını çevirebilecek kimse kalmamışken Portland, Aldridge’e döndü ve hayatlarını kurtarmayı beklediği 3.halkaya sarıldı. Daha sonra tıpkı hastalığı tamamen atlatan annesi gibi ön plana çıktı ve sorumluluğu alması gereken zamanda takımın moralini üst seviye tutması için oynadı.
Güvenilirlik yönünden bahsettiğim de buydu. Onu sadece ihtiyacınız olduğu zamanlarda görüyorsunuz. Aldridge bu boşluğu doldurdu ve oyununu üst seviyeye çıkardı. Ve şimdi Blazers batının en güçlü takımlarından biri. Eğer bu bir süper starı tanımlamıyorsa, başka ne tanımlar bilmiyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder