Geçtiğimiz hafta itibariyle NBA, performansıyla tüm gözlerin ona çevrildiği, herkesin ağzını açık bırakan bir ‘çocuk’ yarattı: Jeremy Lin! Çocuk dediğime bakmayın aslında 24 yaşındaki Tayvan asıllı basketbolcu, 2010 yılında Golden State Warriors tarafından draft edilmeden kısmi garanti bir kontratla NBA’e adım attı.
Performansıyla birlikte esas bir anda bu kadar ilgiyi çekmesinin ardında aslan payı geçmişinde yatıyor. Geçmişine değinmeden önce patlama yaptığı geçen haftaki istatistiklerine bakarsak, performans/bütçe oranı bakımından alt seviyelerde yıllardır debelenen New York şehrinin takımı Knicks, önce şehire sonra ülkeye ve en nihayetinde dünya çapında basketbolu takip edenlere bir mesaj vermiş oldu.
4 Şubat New Jersey maçı : 25s, 5rib, 7ast
6 Şubat Utah maçı : 28s, 2rib, 8ast
8 Şubat Washington maçı: 23s, 4rib, 10ast
10 Şubat Lakers maçı: 38s, 4rib, 7ast
11 Şubat Minnesota maçı : 20s, 6rib, 8ast
Görüldüğü üzere Lin, kariyerinin en iyi rakamlarını bir haftaya sığdırdı. 1976-1977'de NBA, ABA ile birleştiğinden beri bir oyuncunun çıktığı ilk dört maçında en çok sayı atan ilk oyuncu oldu! Şimdi herkes ‘acaba daha ne kadar ileri gidebilir’i merak ediyor. Bunun üzerine okuduğum en ilginç söz eski NFL oyuncusu Isaiah Kacyvenski’den geldi: “Biliyorum birçok insan yorum yaptı ama bu en basit haliyle insan ruhunun başardığı bir zaferdir”
Aslında bu rakamların ortaya çıkması büyük bir oranda talihinin yaver gitmesiyle birlikte 4 yaşında babasının eline basketbol topunu ilk verdiği günden beri çok çalışarak da başardığını kanıtlıyor. Knicks rotasyonunda 12.-13. adamlıktan ilk beşin oyun kurucusu olmasına giden süreçte takımın ‘franchise’ adamlarının sakatlıkları, oyun kurucu rotasyonunundakilerin performanslarının çok altında kalması gibi etkenler vardı. İşinin yaver gitmesi buydu ancak eline geçen ilk fırsatı iyi değerlendirip bir daha bırakmamasında da yiğidin hakkını teslim etmek gerekir.
Öte yandan kısa sürede yaratılan suni kahramanlıklar, Amerikan medyasının goygoyculuğu ve alışılagelmişin dışında bir hayat hikayesi olan birinin bir anda arş-ı ala’ya çıkarılmasına daha önce pek çok örneklerde şahit olduk (Bkz. Tim Tebow-NFL). Ancak bu seferki bunlardan birisi değil sanki. Jeremy Lin’in bir anda ortaya çıkması ve takımını, zor döneminde yukarıdan gelen kutsal bir güç gibi sırtlaması ve o havayı parkede gözlerinden hissettirmesi bu çocukta gerçekten bir yeteneğin var olduğunu gözler önüne seriyor.
Aslında bu yeteneği önceden çoğu kişinin gözlerinin içine bakarak göstermişti. Harvard ekonomi mezunu bu Tayvan asıllı çocuğu ilk, 2010 yılında NBA’in yaz ligi kampında Dallas formasıyla fark ettik (Bkz. http://bit.ly/9qrIhX). O yaz hiç de fena oynamadı ve hatta herkesin gözünün üstünde olduğu draftın 1 numarası John Wall’a karşı gayet başarılı bir oyun sergiledi. Warriors daha sonra California-Bay Area’daki yüksek Asyalı nüfusu da göz önüne alarak kadrosuna Lin’i katmayı düşündü. Hatta Lin, liseyi Palo Alto Lisesi’nde okuduğu ve okulu eyalet şampiyonu yaparken de onu yerel bir star olarak da düşünenler bir hayli fazlaydı. Öyle ki odasında eski Warriors oyuncusu -tesadüftür ki sonradan Knicks oyuncusu – Latrell Sprewell’in posterinin duvarını süslediği öğrenilince ilgi biraz daha arttı.
Warriors kulübü sahibi Joe Lacob’ın da ilgisini çekmişti Lin. O yaz liginden sonra Warriors Lin’e garanti olmayan kontrat önerdi. Hatta yerel medya ilgisi dolayısıyla basın toplantısı bile düzenlendi. Bunun yanında halen Lin’in şutu ve savunmasında zaafları olduğu düşünülüyordu. Derken sezon açıldı ve Lin Warriors formasıyla çıktığı 29 maçta 2.6 sayı, 1.5 asist ortalamaları tutturdu. Buna rağmen hayran popülaritesinde Curry ve Monta Ellis’in ardından 3. sıradaydı. O zamanki Warriors şimdiki Kings koçu Keith Smart, Lin’in bu ilgiden pek memnun olmadığını ve rahatsız olduğunu söylüyordu. Smart da ona: “Sevmek zorundasın çünkü bu kapı sonsuza dek açık değil. Bir golfçü değilsin ki 55 yaşında kadar oynayabilesin”dedi.
Ertesi sezon NBA’in geliştirme liginde potansiyelini gösterdi ve 20 maçta 18 sayı, 5.8 ribaunt, 4.4 asist ortalamaları yakaladı.Yine de Lin, esas er meydanında beklenilen eşiği aşamamıştı. Geçtiğimiz yaz zaafları üzerinde lokavt boyunca çalıştı. Ancak yeni Warriors koçu Mark Jackson, antremanlarda ya da yaz ligi sırasında Lin’i değerlendirmek için bir fırsat bulamamıştı. Jackson’ın planı esasında Lin’i yeni çaylak Charles Jenkins ile beraber Stephen Curry’in yediği olarak yarıştırmaktı (Golden State daha sonra Jenkins’i serbest bırakıp Nate Robinson ile sözleşme imzalar). Sezon başlamadan önce takas dedikoduları, free agent piyasasındaki rekabet hat safhadadır(Örn: Chris Paul’ün Lakers’a takasının veto yemesi). Warriors da boş durmayıp bu sezon başında sınırlı serbest oyuncu DeAndre Jordan’ı kadroya katma planları yapmakta ve yıllardır süregelen potaaltı zaafiyetini bir miktar da olsa azaltma peşindedir. Jordan’ı alabilmek için salary cap’te yer açabilmek adına 9 Aralık günü Warriors Lin’i serbest bırakır. Aynı gün çaylak Jenkins’le 2 yıllık anlaşma sağlar. Warriors GM’i Larry Riley: “Eğer herşey yolunda giderse, Lin bu ligde iyi bir oyun kurucu yedeği olur” demişti. Lin’in menejeri ise Riley’e bunun bir hata, kötü bir seçim olduğunu dile getirdi. (Riley'nin bugünkü fikirleri burada)
Şu an MSG’da Knicks maçlarında ekranın sol alt köşesinde hoplayıp zıplayan, hakemlerle ağız dalaşına giren sosyetik ve sempatik(!) yönetmen Spike Lee, geçtiğimiz gün bir röportajında Jackson’a mesaj atarak Lin’i serbest bıraktığı gün için minnet duyduğunu açıkladı. Jackson da cevaben: “Lin ile yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Bir turnike atmasını bile göremedim. Neredeyse hiç performansını görebilme imkanım olmadı” dedi.
12 Aralık’ta Houston Rockets Lin’e garanti olmayan bir teklif götürdü. Aynı gün sınırlı serbest olduğu için Clippers, Warriors’ın Jordan için yaptığı 4 yıl $43 milyonluk teklifini karşıladı ve Clippers Jordan’ı takımda tutarken Warriors amiyane tabirle havayı aldı. Rockets daha sonra Christmas arifesinde yani sezon açılışının bir gün öncesinde o meşhur veto takasında hüsrana uğrayıp alamadığı Pau Gasol’ün yerine düşündüğü Samuel Dalembert’i alabilmek için Lin’i serbest bıraktı.
Sezona kalburüstü iyi giren Knicks’te ilk haftanın en çok konuşulan ismi çaylak Iman Shumpert sakatlanınca rotasını Lin’e çevirdi. Baron Davis’in bitmek bilmeyen sırt ve kalça sakatlığı, Toney Douglas’ın sezona kötü girmesi, Mike Bibby’nin artık ununu elemesi, New York’ta Carmelo’nun oyun kurucu oynamasına neden olmuştu.
Knicks’te Lin kısıtlı sürelerle 9 maça çıktı ve tekrardan geliştirme ligine gönderildi. Bir yandan da Warriors, NBA’de oyuncu kontratlarının garanti edileceği 7 Şubat’ı bekliyordu. Umutsuzca Knicks koçu D’Antoni, 4 Şubat günü Nets maçında Lin’e bençten gelerek 36 dakika verdi ve işler sonrasında şimdiki halini aldı. O akşam Lin, galibeyete 25 sayı ve 7 asistiyle katkı verdi. 2 gün sonra Utah maçında kariyerinin ilk 5 çıktığı ilk maçta 28 sayı 8 asist yaptı. Ertesi gün Knicks, Lin’in kontratını garantiliyerek onu bu yaz sonunda sınırlı serbest oyuncu yaptı.
Bu performansını sürdürse -ki sürdürebileceğini düşünüyorum çünkü Amare’yi nefis besleyebilecek bir gard ve Carmelo’yla iyi bir uyum sağlayabilir- New York, sezon sonuda sınırlı serbest olacağı için Lin’e yapılan herhangi bir takımın teklifini karşılayabileğini umuyorum.
Şahsen artık New York maçlarını izleyebildiğim günleri-yani haftasonunu- iple çeker oldum. İzleyemediğim günlerde ise mutlaka Lin’in ne yaptığına, istatistik kağıdına bakıyorum geçtiğimiz 2 hafta boyunca. Eşine çok nadir rastlanan bu tip kahramanlık hikayelerini izlerken bende nedense anlamsız bir haz, içimde bir heyecan beliriyor. Öte yandan Amerikan medyasının aklı bu tip hikayelere muhteşem reaksiyon verdiği için şu günlerde Lin ile ilgili bol bol haber, benzetme, başka oyuncularla kıyaslama yapılıyor. Yapılan kelime oyunları arasında ise Linsanity, Lincredible, Linvincible vs. ayyuka çıkmış vaziyette. Ancak benim gördüğüm en abartılı olay ise ilk beş çıktığı ilk maçında MSG’de Utah maçı sonunda seyircilerden birinin “(L)egend (I)n (N)ew York” pankartını açmasıydı.
Hatta geçenlerde Twitter’da rastlağım en komik video da burada. Video’da Tayvan’lı olduğu için Lin’in kolejde ayrımcılığa maruz kaldığından bahsediyor. Stanford ve UCLA üniversitelerinden balık ağı göndermesiyle burs yakalamaya çalışırken saha kenarında çevresindekilerin ona “sweet and sour pork” ve “chink” hakaretlerini kullanmaları da hikayenin ironisine ayrı bir hava katmış. Bu arada “chink” kelimesi Uzakdoğu insanlarına karşı kullanılan ırkçı bir tabirdir (Kaynak burada).
Ben bu çocukla ilgili parke üzerinde performansı kalıcı olduğu sürece daha çok şeyler okuyup, ilginç şeyler öğrenmeye devam edeceğime eminim. İşin diğer yanında büyük bir fenomen olmaya giderken, kendisi de halihazırda Harvard mezunuyken saha içinde Stanford mezunu takımdan en yakın arkadaşı Landry Fields ile birlikte New York Knicks’in ve NBA’in IQ’sünü bir hayli arttırdığını da es geçmeyelim muhterem basketbolseverler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder